Alkışın bol, hizmetin kıt olduğu bir düzen üzerine
Kıymetli TURAN Gazetesi okurları, üzülerek belirtmek gerekir ki toplum olarak liyakatin değil, yalakalığın zirve yaptığı günlerden geçiyoruz. Doğruyu söyleyen değil, doğru zamanda alkışlayan; işini iyi yapan değil, makam sahibinin her cümlesine “Ne kadar da isabetli buyurdunuz!” diyebilen makbul sayılıyor. Başarı hizmetle değil, makamın çevresindeki alkış çemberinin genişliğiyle ölçülüyor. Hâl böyle olunca hizmet azalıyor, övgü çoğalıyor.
Bugün bazı makamların çevresinde uzmanlardan çok profesyonel moral ekipleri var. Yol çöker, “vizyoner belediyecilik” denir. Proje gecikir, “titiz çalışma” açıklaması yapılır. Kurum işlemez, “tarihi dönüşüm” diye sunulur. Bir çeşme tamir edilse asrın yatırımı, iki sokak süpürülse şehrin en büyük temizlik hamlesi ilan edilir. Bu hızla gidersek patlayan ampulün değiştirilmesi için temel atma töreni düzenlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Asıl sorun, makam, mevki ve para uğruna hizmetin ve vicdanın gözden çıkarılmasıdır. Mahalle mi batmış, köy mü bitmiş, şehir mi yanmış, gençler mi göç etmiş, esnaf mı kepenk kapatmış; menfaat çarkı dönüyorsa bazıları için bunların önemi yoktur. Yeter ki koltuk sarsılmasın, ihale kaçmasın, unvan eksilmesin. Vatandaşın derdi ise seçim zamanı hatırlanacak bir istatistikten ibarettir.
Şehir çukurdan geçilmez hâle gelmiş ama makam aracının güzergâhı düzgünse sorun yoktur. Mahalle susuz kalmış ama protokol salonunda çay eksik değilse hizmet kusursuzdur. Halk geçim sıkıntısıyla boğuşmuş ama birkaç kişinin maaşı, ihalesi ve nüfuzu yerindeyse şehir “çağ atlıyor” demektir. Halk geriye giderken menfaat sahiplerinin öne geçmesine kalkınma deniliyor.
Peki bu tabloyu kim anlatacak? Gazeteci mi? Ne yazık ki ne gazeteci gazeteciliğini yapıyor ne de muhalefet muhalefetliğini. Mikrofon halkın derdine değil makam sahibinin ağzına uzatılıyor. Sorulması gereken sorular, ilan kaybetme, davetten çıkarılma veya protokol fotoğrafında görünememe korkusuyla sorulmuyor. Haber, gerçeği araştırmak yerine basın bültenini süsleyerek yayımlama işine dönüşüyor. Gazetecinin görevi yöneticilere moral vermek değil, halk adına hesap sormaktır.
Muhalefet cephesinde de manzara farklı değildir. Muhalefetin görevi yanlışları denetlemek, eksikleri göstermek, alternatif üretmek ve halkın hakkını savunmaktır. Ancak bazıları seçim yaklaşınca ortaya çıkıyor; birkaç açıklama ve sosyal medya paylaşımıyla görevini tamamladığını sanıyor. Bütçeyi sorgulamayan, ihalelerin peşine düşmeyen, şehrin sorunlarını gündeme taşımayan bir muhalefetin yalnızca tabelası vardır; işlevi yoktur. Yanlış karşısında susan muhalefet, o yanlışın ortağıdır.
Bu düzenin yazılı olmayan kuralı basittir: Yanlışı görme, eksiği söyleme, hesap sorma; sadece alkışla ve sıranı bekle. Bir göreve mi talipsiniz? Bilginizden önce bağlılığınızı göstereceksiniz. Bir ihale mi bekliyorsunuz? Dosyanızdan önce övgü cümlelerinizi hazırlayacaksınız. Omurganın yük, eğilmenin yetenek sayıldığı bir düzende dürüst insanın işi elbette zorlaşır.
Sonuç ortadadır: Sorgu yoksa kalite de yoktur. Denetim yoksa israf büyür. Basın susarsa yöneticiler gerçeği duymaz; muhalefet susarsa hesap verme ihtiyacı ortadan kalkar; toplum susarsa menfaat düzeni kök salar. Sonra başarısızlığın sebebi olarak hava şartları, önceki yönetimler, sosyal medya ve hatta yeterince alkışlamayan vatandaş gösterilir. Yalakalık düzeni ise hiçbir zaman sorgulanmaz.
Başarı afişte değil, vatandaşın hayatında görülür. Hizmet; fotoğraf karesinde değil, sokakta, okulda, hastanede, pazarda ve iş yerinde hissedilir. Yöneticiyi gerçekten seven kişi, ona her şartta alkış tutan değil; yanlış yaptığında açıkça söyleyebilendir. Çünkü eleştiri düşmanlık değil, yönetimin aynasıdır. Aynayı kırınca yüz güzelleşmez, yalnızca kusurlar görünmez hâle gelir.
Gazeteci kalemini, muhalefet sesini, vatandaş da itiraz hakkını hatırlamak zorundadır. Gazeteci makamın değil halkın gözü ve kulağı olmalı; muhalefet seçimden seçime değil, her gün denetim yapmalı; yönetici de kendisini övenlere değil, gerçeği söyleyenlere kulak vermelidir. Yalaka yöneticiyi rahatlatır ama batırır; dürüst insan rahatsız eder ama kurtarır.
Bugün yalakalıkta zirve yapmış olabiliriz; ancak zirveden sonraki yön aşağıdır. Mahalle batmış, köy bitmiş, şehir yanmış, gazeteci susmuş, muhalefet kaybolmuş; ne gam! Yeter ki menfaat sahiplerinin düzeni bozulmasın. Ve bütün bunlar yaşanırken hâlâ aynı cümleyi duyuyoruz: “Efendim, her şey çok güzel gidiyor.” Evet, gerçekten çok güzel gidiyor olabilir… Ama yalnızca yalakaların işi.
Esen kalınız…