Liberal demokrasi, sadece sandıktan ve siyasi elitlerin dar vizyonundan ibaret kaldığı müddetçe yaşayamaz. Sistem; çalışan sınıfları, yerel toplulukları ve teknolojinin yönünü demokratik bir biçimde denetleme kapasitesini kaybettiği an krize sürüklenmektedir.
Bugün dünyayı kavuran popülizm dalgası ve otoriter eğilimler, tam da bu ortak refah vaadinin unutulmasının birer sonucudur.
Son yıllardaki toplumsal sorunların başında, liberalizmin işçi sınıfını ve beyaz yakalıları kaybetmeye başlaması gelmektedir. Uzun yıllar boyunca piyasa ekonomisinin büyüme masallarıyla geniş kesimlere refah ulaştıracağı iddia edildi; ancak savaşlar, eşitsizlikler ve kurumsal çürümeler geniş halk kitlelerini tarihin dışına itti. Siyaset; günlük kısır polemiklerin, sığ kutuplaşmaların ve anlık reaksiyonların pençesinden kurtulamadığı için, dar gelirli milyonların, güvencesiz çalışanların ve beyaz yakalıların gerçek ekonomik kaygılarına tercüman olamamaktadır.
Yapay zeka ve otomasyon, otomatik olarak bir felaket ya da mutlak bir verimlilik mucizesi doğurmaz. Teknoloji bir siyasi tercih meselesidir.
Martin Ford, “Robotların Yükselişi”isimli eserinde belirttiği gibi; geçmişte makineler fiziksel emeği üstlenirken zihinsel emek güvenli bir limandı; ancak bugün algoritmalar o limana, yani zihinsel emeğe de demir atmış durumda. Bir avukatın saatlerce taradığı sözleşmeleri saniyeler içinde inceleyen bir yapay zeka veya bir radyoloğun gözünden kaçan anomaliyi yakalayan derin öğrenme modelleri, laboratuvar deneylerinin değil, piyasanın gündelik gerçekleridir.
Kai-Fu Lee ise “Yapay Zeka Süper Güçleri” eserinde bu dönüşümün küresel boyutunu ele alarak, bilişsel rutin içeren ne kadar meslek varsa sarsılacağını belirtir. Banka memurları, finansçılar, muhasebeciler, sigorta değerlendiricileri ve hatta hukuk ile tıp dünyasının bazı katmanları dahi risk altındadır.

İki Küresel Yol Ayrımı: Algoritmik Otoriterlik ve Çin Modeli(Kızıl Hap-Mavi Hap) ve Yeni Liberal Demokrasi

Teknolojinin yönü konusunda önümüzde iki farklı küresel yol ayrımı durmaktadır:
Algoritmik Otoriterlik (Çin Modeli): Çin’de yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisi kurumsal bir tartışma olmaktan çıkmış, somut politika gerilimlerine dönüşmüştür. Ne var ki Çin’i benzersiz kılan şey, bu dönüşümü yönetme biçiminin otoriter doğasıdır. Devlet; teknolojik ivmenin baş aktörü ve toplumsal istikrarın garantörü rollerini eşzamanlı üstlenmektedir.

İşçi Sınıfı Liberalizmi ve Demokratik Denetim: Daron Acemoğlu’nun savunduğu bu model teknolojinin insan onuruna, ortak refaha ve iş güvencesine hizmet edecek şekilde yeniden tasarlanmasını öngörür. Çalışanlara iyi bir iş, toplumun farklı kesimlerine saygınlık, yurttaşlara yerel söz hakkı, gençlere güvenli bir gelecek ve teknoloji karşısında insan emeğine değer veren yeni bir liberal demokratik sistem şarttır. Bu sistemde sürdürülebilir bir gelecek; teknolojinin gücünü bir avuç elitin veya tekelci şirketin elinden alıp halkın, çalışanların ve sivil toplumun ortak yararına açmakla mümkündür.
Yuval Noah Harari, “21. Yüzyıl İçin 21 Ders”adlı eserinde daha derin bir yarıktan söz eder. Eğer algoritmalar insanlardan daha iyi karar verir, daha iyi teşhis koyar, hatta daha iyi şiir yazarsa, insanın sistem içindeki anlamı ne olacak? Harari’nin “işe yaramaz sınıf” kavramı tam da bu soruyu ele alır. Modern toplum, bireyin değerini büyük ölçüde ekonomik işlevi üzerinden tanımlar. Bu işlev ortadan kalktığında, liberal demokrasilerin temel varsayımı olan “bireyi merkeze alma” ilkesi sessizce aşınmaya başlar. Harari, evreni bir veri akışı olarak gören Dataizm inancının, bu boşluğu yeni ideolojilerle doldurabileceği uyarısında bulunur.

Nick Bostrom’un “Süper Zekâ”isimli eseri ise kontrol problemi ile bu konuyu derinleştirir. Eğer bir sistem tüm bilişsel işleri tek hamlede devralırsa, "iş" kavramının kendisi buharlaşır. Oscar Wilde’ın makinelerin tüm zor işleri yapıp insana sadece düşünmeyi ve güzelliği bırakacağı ütopyası, Bostrom’un anlatısında bir distopyaya dönüşür. Çünkü ortada düşünecek bir "insan" kalıp kalmayacağı şüphelidir; düşünmek için serbest bırakılan insan, aynı zamanda düşüncesine ihtiyaç duyulmayan insandır.
Toplumsal sorunları, gelir adaletsizliğini ve yabancılaşmayı baskı altında tutarak ya da halı altına süpürerek çözmek mümkün değildir. Türkiye’deki muhalefet ve siyaset kurumları da bu entelektüel derinliği kavramak zorundadır. Günlük polemik siyasetini bir kenara bırakarak; üretimi, emeğin geleceğini, dijital hakları ve adil paylaşımı merkeze alan bir vizyon inşa edilmediği sürece krizleri aşmak imkansızdır. Demokrasi, ancak toplumun tüm kesimlerine gerçek anlamda bir yaşam ve gelecek vaat edebildiği ölçüde güçlü ve kalıcı olabilir.
İnanıyorum ki yapay zeka tüm alanlarda insanla birlikte hareket etmek zorundadır; aksi takdirde sistem kendi yarattığı bir kısır döngü içinde tükenmeye mahkumdur.Buna inandığım için Ülkemizin sosyal dengelerini de gözardı etmeden bu yarışta önemli rol üslenmesi gerekmektedir.

Hayırlı haftalar dilerim.