Önceki yazımda genel olarak vefa kavramından bahisle, Türk kültüründe vefa konusuna kısaca temas etmiştim. Bu yazımda günümüzde eski değerinde olmadığı düşünülen vefa meselesiyle ilgili bazı tespitlerde bulunmaya çalışacağım.
Kentleşmeyle birlikte hızlı tempoda bir hayat tarzına geçildiği hususunda ittifak vardır. Hızlı tempolu hayat da geleneğe dayalı bazı ilkeleri (normları) erozyona uğratıyor. Böylece, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık ilişkileri geçmişte olduğundan daha farklı bir yapıya evriliyor.
Çok değil, 50 yıl öncesine gidildiğinde Türkiye’de insan ilişkileri şehirlerde dahi ‘sosyolojik cemaat ilişkisi’ içeriğinde ve seviyesindeydi. Yani ilişkiler daha sıcak ve samimiydi. Menfaat yerine insanlık ve sevap kazanma düşünülür, komisyonculuk yapılmazdı.
Ne demek komisyonculuk?
“Ben şuna şu iyiliği yaparsam, şu işini görürsem, gelecekte o da bana şunu yapar” düşüncesi ve davranışı komisyonculuk anlamına gelir.
Kabaca bir gözlemle günümüzdeki ilişkilerin bu anlayışa doğru eğilim gösterdiğini söylemek mümkündür.
Oysa Türk toplumunda biri diğerine yardım ediyorsa, bunu önce “Allah rızası için”, sonra da kültürü, geleneği öyle gerektirdiği için yapar ve mutluluk duyardı. Esasen yardım davranışı Türk insanının, kendi kültürüne, geleneğine hayat tarzına dayalı olarak gösterdiği bir kültürel reflekstir.
Komşuya, akrabaya, aileye, akrabalara bağlılık ve yardım yanında hiç tanımadığı insanlara, özellikle “Garip” diye adlandırılan yabancıya, yani gurbette olana yardım ve destekolmak sıradan, basit bir davranış olup, karşılıksızdı.
Bu kültürel refleks, aileden başlayarak toplum içinde öğrenilmekteydi.
Mesela bizim çocukluğumuz ve gençliğimiz döneminde vatana, bayrağa bağlılık; Devlet büyüklerine, atalara, yaşça büyüklere, öğretmenlere, kadınlara ve çocuklara saygı ve sevgi göstermek; aile, çevre ve okul tarafından öğretilir, adeta Türk kültürünün imbiğinden süzülen şerbet gibi içirilirdi.
Öğretmenlerimiz ders zamanında kahvehaneleri dolaşır, öğrencilerinden okula gelmeyen varsa buralara gelip gelmediğini kontrol ederlerdi.
Zaten, büyüklerin olduğu kahvehanelere giremezdik. Girmek için belirli bir çağa gelmiş olmak yetmezdi. Büyüklerden destur almak gerekirdi.
Özellikle Memleketimiz aziz şehir Elȃzığ’da yetiştiğiniz mahalle ortamı da önem arz ederdi.
Bizim yaşadığımız “Bölge Mahallesi” her tür esnafın, öğretmenin, subayın, akademisyenin yetiştiği örnek bir mahalleydi. Karayolları, DSİ ve Orman bölge müdürlüklerinin orada olması sebebiyle çok sayıda işçi ve memur da vardı. Tanısın tanımasın, mahalledeki çocuklar bir yanlış hareket yaptığında büyükler tarafından uyarılır, doğru davranış öğretilirdi. Kime nasıl davranılacağı, nasıl hitap edileceği aileyle birlikte mahalle ve okul çevresinde öğrenilirdi. Tabii ki bu konuda kadim Harput kültürünün etkisi ön plandaydı.
Mahellemizde, Halkevi’nde, EFTUD bünyesinde kurulan “Arifȃne Divanlar”ın birer “Dayanışma, Yardımlaşma ve Eğitim Kurumu” olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.
İçine doğduğumuz kültür ortamı davranışlarımızı düzenlerdi. Halen öyledir ama işin içine çevre, gelişen ve yaygınlaşan haberleşme araçlarıyla bilgiye ulaşmanın kolaylığı sayesinde, çoğu dezenformasyon mahiyetinde olan bilgiler; geleneğin bozulmasına ilişkin önemli etkiler meydana getirmektedir.
Her ne kadar teknolojik gelişmeler sonucunda haberleşmedeki dezenformasyon ve hızlı tempolu hayat şartları geçmişe özlem duyacağımız bir bozulmayı getiriyor gibi ise de; temelin sağlamlığı, bu bozulmanın “Bir kültürün bütün unsurlarıyla tamamen değişip başka bir kültüre dönüşmesi” anlamındaki “Dejenerasyon” boyutunda olmadığı yolundaki kanaatimi belirtmek isterim.
“Vefa”, “Ahde Vefa” ve “Vefasızlık” konusundaki şahsȋ tutum ve davranışların bütününü kültüre bağlamak doğru olmasa gerektir. Çünkü konu şahısların fıtratıyla ilgili de olabilir.
Türk kültürünün ana damarı olan “Töre” bünyesindeki normların tamamen değişmesi için oldukça uzun bir zaman gerekir ki bu birkaç yüzyıl demektir.
“Töre”; kendisinden yaşça büyük, kendisi için birçok fedakȃrlık yapmış veya yapmamış her hȃlükȃrda ona sevgiyle yaklaşmış birine; her ne olursa olsun; sırtını dönmeyi emretmez. Çünkü bu “Ahde Vefa” göstermemek ve komisyonculuk anlamına gelir.
Hasılı “Vefa” ve “Ahde Vefa” ilgili töre erdemi yerli yerinde duruyor. Günahı, vebali “Töre”ye atamayız.
Nesillerin kadim Türk kültürü ve töresiyle yetişmesi: bu meyanda Elȃzığ’da yaşayan insanların “Harput” kültürünü benimsemesi ve bu kültürün gelecek nesillere aktarılması gerekir.
Esen kalınız…