Türkiye son yıllarda büyük bir değişim yaşıyor.

Yeni yollar yapılıyor, yeni şehirler kuruluyor, yeni projeler hayata geçiriliyor. Her gün bir temel atılıyor, her gün yeni bir yatırımın haberi geliyor.

Ancak bütün bu gelişmeler arasında sormamız gereken bir soru var:

Bu ülkeye son olarak ne zaman hep birlikte bir orman armağan ettik?

Çünkü bazı yatırımlar vardır ki karşılığı yıllar sonra alınır. Bazı eserler vardır ki açılış kurdelesiyle değil, büyüdükçe değer kazanır.

Ağaç da bunlardan biridir.

Bugün dikilen bir fidanın gölgesinde yarın oturamazsınız. Belki onu diken kişi de yıllar sonra o ağacın altında oturma fırsatı bulamayacaktır. Ama yine de fidan dikilir.

Çünkü fidan, insanın kendisinden sonrasına bıraktığı en sade ve en değerli emanettir.

Geçtiğimiz günlerde Elazığ'da bunun güzel bir örneğine şahit olduk.

"Şehitlerimiz İçin Her Bir Fidan, Geleceğimiz İçin Bin Nefes 2" etkinliğinde Elazığ Valisi Sayın Numan Hatipoğlu'nun katılımıyla şehit aileleri, gaziler, öğrenciler ve vatandaşlar bir araya gelerek fidanları toprakla buluşturdu.

Bu tür etkinlikler çoğu zaman birkaç fotoğraf karesinin ardından hafızalardan silinip gider.

Oysa o gün Elazığ'da yapılan iş, birkaç fidan dikmekten çok daha fazlasıydı.

Toprağa vefa bırakıldı.

Şehitlerin hatıraları yeşeren dallara emanet edildi.

Geleceğe dair umutlar kök saldı.

Belki de en önemlisi, insanlar ortak bir iyilik etrafında buluşabildi.

Bugün toplum olarak en fazla özlemini duyduğumuz şeylerden biri de bu değil mi?

Aynı amaç için yan yana gelebilmek...

Aynı hedefe bakabilmek...

Hiç kimsenin kimliğinin, siyasi görüşünün ya da sosyal statüsünün önem taşımadığı bir ortak zeminde buluşabilmek...

İnsan bazen düşünüyor.

Elazığ'da ortaya çıkan bu tablo neden bütün Türkiye'ye yayılmasın?

Neden belirli bir gün, yalnızca ağaç dikmeye ayrılmasın?

Neden her yıl milyonlarca insan aynı gün eline bir fidan alıp toprağa yürümesin?

Hayal edin...

Ülkenin dört bir yanında çocukların haftalar öncesinden hazırlık yaptığı bir "Fidan Bayramı"...

Ailelerin sabah erkenden evlerinden çıktığı bir gün...

Köylerde, şehirlerde, okul bahçelerinde, dağ eteklerinde ve yeni ağaçlandırma alanlarında milyonlarca insanın aynı anda toprağa eğildiği bir gün...

Belki de uzun zamandır ilk kez hepimizin aynı şey için heyecanlandığı bir gün...

Üstelik bunun kazananı da kaybedeni de olmaz.

Çünkü ağaç ayrım yapmaz.

Gölgesini herkese verir.

Oksijenini herkese verir.

Kökleriyle toprağı tutarken, dallarıyla kuşlara yuva olur.

Bir ağacın altında dinlenen insanların hangi görüşe sahip olduğunu önemsemez.

Belki de bu yüzden, bugün en çok ihtiyacımız olan sembollerden biri ağaçtır.

Son yıllarda ekonomiyi konuştuk.

Siyaseti konuştuk.

Krizleri konuştuk.

Tartışmaları konuştuk.

Biraz da yarını konuşsak...

Çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağımızı konuşsak...

Onlara daha fazla beton mu bırakacağız, daha fazla ağaç mı?

Daha fazla egzoz mu bırakacağız, daha fazla oksijen mi?

Asıl mesele budur.

Çünkü fidan dikmek yalnızca çevrecilik değildir.

Fidan dikmek, geleceğe duyulan güvenin ilanıdır.

Yarına inanan insanların işidir.

Belki de Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir slogan, yeni bir kutuplaşma ya da yeni bir tartışma değildir.

Belki ihtiyacımız olan şey, aynı gün toprağa eğilen milyonlarca insanın sessizce aynı hayali paylaşmasıdır.

Bir çocuğun geleceği için...

Bir şehidin hatırası için...

Bu ülkenin yarınları için...

Aynı anda dikilen milyonlarca fidan yalnızca yeni ormanlar büyütmeyecektir. Aynı zamanda ortak bir vicdanı, ortak bir umudu ve ortak bir gelecek duygusunu da yeşertecektir.

Yıllar geçecek.

Bugün toprağa bıraktığımız küçücük fideler dev ağaçlara dönüşecek.

Belki biz onların gölgesinde oturamayacağız.

Ama çocuklarımız oturacak.

Torunlarımız nefes alacak.

Ve bir gün, Türkiye'nin dört bir yanında yükselen o ağaçlara bakan insanlar şunu söyleyecek:

"Bu ormanlar kendiliğinden büyümedi. Bir millet, geleceğe olan inancını toprağa emanet etti."

İşte o gün anlayacağız ki bazı devrimler meydanlarda değil, sessizce büyüyen köklerin arasında başlar.