Elazığ'ın bağlarında hasat günleri yaklaşıyor.

Üzümler olgunlaşıyor.

Aylarca verilen emeğin karşılığı alınmayı bekliyor.

Ama üreticinin yüzü hâlâ gülmüyor.

Çünkü bugün bağlarda verim konuşulmuyor.

Kalite konuşulmuyor.

Bereket konuşulmuyor.

Tek bir soru soruluyor:

"Bu ürün ne olacak?"

Düşünün...

Bir üretici aylarca emek veriyor.

Toprağını işliyor.

Borçlanıyor.

Mazot alıyor.

Gübre alıyor.

İlaç alıyor.

İşçi çalıştırıyor.

Ama hasada günler kala hâlâ ürününü kime satacağını, hangi fiyattan satacağını bilmiyor.

Bunun adı planlama değildir.

Bunun adı belirsizliktir.

Üstelik bu belirsizlik artık istisna değil, yıllardır devam eden bir alışkanlık hâline gelmiştir.

Her yıl aynı kaygılar yaşanıyor.

Her yıl aynı sorunlar konuşuluyor.

Her yıl aynı açıklamalar yapılıyor.

Ama üreticinin önündeki temel sorunlar bir türlü çözülemiyor.

Geçtiğimiz günlerde AK Parti ve CHP heyetleri köylere giderek üzüm üreticileriyle bir araya geldi.

Sorunlar dinlendi.

Talepler not edildi.

Mesajlar verildi.

Elbette bunlar önemlidir.

Ancak burada sorulması gereken esas soru şudur:

Üreticiyi dinlemek için neden sorunun büyümesi beklendi?

Çünkü bugün yaşananlar yeni değil.

Ne alım sorunu yeni.

Ne pazarlama sorunu yeni.

Ne de fiyat belirsizliği yeni.

Bunların tamamı yıllardır bilinen ve çeşitli platformlarda dile getirilen başlıklar.

Yıllardır konuşulan problemler.

Yıllardır çözüm bekleyen meseleler.

Madem sorunlar biliniyordu, neden kalıcı adımlar atılamadı?

Madem üreticinin sesi duyuluyordu, neden her hasat döneminde benzer tartışmalar yeniden yaşandı?

Bugün kamuoyunun da cevabını merak ettiği soru budur.

Elazığ Şarap Fabrikası'nın kapanmasının ardından geçen yıllar, bugün yaşanan sıkıntıların önemli başlıklarından biri olarak hâlâ gündemdeki yerini koruyor.

Fabrika kapandı.

Peki yerine ne konuldu?

Üreticinin ürününü değerlendireceği güçlü ve sürdürülebilir bir sistem kuruldu mu?

Yeni pazarlar oluşturuldu mu?

Alım güvencesi sağlayacak bir model geliştirildi mi?

Bağcılığın geleceğini koruyacak kapsamlı bir yol haritası ortaya konuldu mu?

Bugün yaşanan tabloya bakıldığında bu soruların kamuoyunda hâlâ tartışılmaya devam ettiği görülüyor.

Çünkü gerekli adımların zamanında ve yeterli ölçüde atılıp atılmadığı konusunda üreticilerin önemli bir bölümünde soru işaretleri bulunuyor.

İşin en tehlikeli tarafı ise başka.

Üretici artık yalnızca zarar etmekten korkmuyor.

Üretmekten vazgeçmeyi konuşuyor.

Asıl alarm burada çalıyor.

Bir şehirde çiftçi bağını sökmeyi düşünmeye başlamışsa, bu durum ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçlar da doğurabilecek bir gelişmedir.

Bu durum üretime olan güvenin zedelendiğini gösterir.

Bu durum kırsalın geleceğine ilişkin kaygıları artırır.

Bu durum yüzlerce yıllık üretim kültürünün korunması konusunda soru işaretleri oluşturur.

Bugün bazı üreticilerin üzüm yerine farklı ürünlere yönelmesinin arkasında yalnızca ekonomik hesaplar yoktur.

Aynı zamanda umutsuzluk vardır.

Belirsizlik vardır.

Gelecek kaygısı vardır.

Herkes üreticinin yanında olduğunu söylüyor.

Siyasiler destek açıklamaları yapıyor.

Kurumlar çözüm aradıklarını ifade ediyor.

Ancak üreticinin artık beklentisi açıklamalardan çok sonuç görmek.

Çünkü mazot açıklamayla alınmıyor.

Gübre vaatlerle ödenmiyor.

İşçilik maliyetleri temennilerle düşmüyor.

Üreticinin ihtiyacı yeni açıklamalar değil.

Yeni ziyaretler değil.

Yeni vaatler değil.

Üreticinin ihtiyacı sonuçtur.

Alım garantisidir.

Pazar güvencesidir.

Öngörülebilir bir sistemdir.

Emeğinin karşılığını alabileceği bir düzendir.

Bugün AK Parti de CHP de üreticinin yanında olduğunu söylüyor.

Bu yaklaşım önemlidir.

Ancak artık mesele kimin üreticiyi daha fazla dinlediği değil, ortaya konulan çözümlerin ne ölçüde sonuç vereceğidir.

Çünkü üzüm bağda beklerken üreticinin kaybedecek zamanı yok.

Her geçen gün maliyetler artıyor.

Her geçen gün belirsizlik büyüyor.

Her geçen gün bağcılığa olan güven biraz daha azalıyor.

Mesele yalnızca bu yılın üzüm hasadı değildir.

Mesele Elazığ'da bağcılığın geleceğidir.

Mesele gençlerin yarın bu topraklarda üretim yapıp yapmayacağıdır.

Mesele Elazığ'ın ekonomik ve kültürel değerlerinden birinin ayakta kalıp kalamayacağıdır.

Bu yüzden artık yapılması gereken şey son derece nettir:

Sorunu kabul etmek.

Sorumluluk almak.

Ve çözüm üretmek.

Yarın dönüp de;

"Üretim neden düştü?"

"Bağlar neden söküldü?"

"Gençler neden tarımdan uzaklaştı?"

diye sormanın pek bir anlamı olmayacaktır.

Çünkü bu soruların cevabına ilişkin işaretler bugün Elazığ'ın bağlarında görülmektedir.

Üretici konuşuyor.

Üretici uyarıyor.

Üretici bekliyor.

Ve artık herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Sorun bu kadar açıkken, çözüm için daha ne bekleniyor?

Yoksa Elazığ'ın bağları boşaldıktan sonra mı harekete geçilecek?