Türkiye’de yaşamak: Üç tarafı denizlerle bezeli, dağları laleli, ovaları bereketli, ırmakları küpeli bir ülkede, zenginliklerin ortasında yoksulluğa mahkûm olmaktır.
Türkiye’de yaşamak: Yer altındaki servetin başkalarına, üstündeki yoksulluğun millete bırakıldığı bir düzeni kabullenmektir.
Türkiye’de yaşamak: Birilerinin servetine servet katmasını başarı, milyonların ay sonunu getirememesini kader saymaktır.
Türkiye’de yaşamak: Rüşvete, torpile, yolsuzluğa, talana ve israfa göz yummaktır. Kamu kaynaklarının kimlere aktarıldığını sorgulamak yerine susmayı erdem saymaktır. Türkiye’de yaşamak: Devletin malını milletin emaneti değil, iktidarın ganimeti görerek yağmalayanlara seyirci kalmaktır. Yolsuzlukları sorgulayanı suçlu, sorgulatmayanı itibarlı görmektir.
Türkiye’de yaşamak: Demokrasi nutukları arasında demokrasinin nefessiz bırakılmasını seyretmektir. Sandık kurulunca milletin iradesini hatırlayan, sandık kapanınca unutan; seçimden önce vatandaşa “efendim”, seçimden sonra “haddini bil” diyenleri baş tacı görmek, milletin oyunu emanet alıp kendini ülkenin sahibi sananları alkışlamaktır.
Türkiye’de yaşamak: “Hukuk herkese eşit uygulanmalıdır”, diye çığırtkanlık yapan; ancak gücün karşısında boyun eğen kişiliksiz kişileri seyretmekle yetinmektir.
Türkiye’de yaşamak: Liyakatin cenaze namazını kılarken sadakatin terfi törenine katılmaktır. İşini bilenin değil, adamını bilenin yükseldiği; bilginin kapı dışında bekletildiği, cehaletin kürsüye çıkarıldığı bir düzende eleştiriyi düşmanlık, sorgulamayı itaatsizlik, biati erdem saymaktır.
Türkiye’de yaşamak: Şeffaflık yerine sis perdesi gerenlere; hesap vermek yerine hesap sormaya gelenlere; kamu yararı yerine yandaş yararını koruyanlara alışmaktır.
Türkiye’de yaşamak: İhalelerin, tayinlerin, terfilerin ve makamların hangi ölçülere göre dağıtıldığını soramamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Allah’ın adını dilinden düşürmeyenlerin kul hakkını nasıl yediğini gören buna rağmen gösterişli ibadetleri dürüstlüğün kanıtı saymaktır. İbadeti vitrine, mütevazılığı reklama, dini siyasi kalkana dönüştürenleri kutsamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Adaletin ve yargının bağımsızlığı tartışılırken “Bana dokunmuyorlar ya!” diyerek köşeye çekilmektir. Başkasının hakkı yenirken susup sıra kendisine geldiğinde adalet aramaktır.
Türkiye’de yaşamak: Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayıları artarken “Bu ülkenin hukukunda, eğitiminde, ekonomisinde ve toplumsal yapısında ne oluyor?” diye sormaktan çekinmektir.
Türkiye’de yaşamak: Terörle mücadeleyi, toplumsal barışı ve siyasi pazarlıkları birbirine karıştıranların söz ve söylemlerini düşünmeden alkışlamaktır. Dün başka, bugün başka konuşanlara nedenini soramamaktır. Bir terör örgütünün elebaşına hangi sıfatla ve niçin önder unvanı verilirken milletin önüne hangi hedeflerin konulduğunu sorgulayamamaktır. “Devlet aklı” denildiğinde milletin aklının devre dışı bırakılmasına ses çıkarmamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Yabancı bir ülkenin büyükelçisinin Türkiye’nin iç meseleleri hakkında açıklama yaptığında diplomatik nezaketle millî onur arasındaki çizginin nasıl korunacağını sorgulamamaktır. Nezaketi teslimiyetle, diplomasiyi sessizlikle karıştırmaktır.
Türkiye’de yaşamak: Asgari ücretlinin, emeklinin, işçinin ve çiftçinin geçim derdini görüp ayrıcalıklı kesimlerin kazançlarını ekonomik başarı diye sunanları alkışlamaktır. Ay sonunu getiremeyen milyonlar dururken yüksek maaşlar, ayrıcalıklı kazançlar ve kamu kaynaklarından beslenen imtiyazlı çevreleri baş tacı görmektir.
Türkiye’de yaşamak: Elektrik faturasını ödeyemeyen aileyi görmezden gelip israfı tasarruf diye pazarlayanlara; pazarda akşam saatini bekleyerek ucuz sebze arayan vatandaşı unutup ekranlarda başarı hikâyeleri anlatanları huşu içinde dinlemektir.
Türkiye’de yaşamak: Bir annenin çocuklarına bir kilo meyveyi nasıl bölüştürdüğünü görmeyip sofralara bereket geldiğini söyleyenlere övgü yağdırmaktır.
Türkiye’de yaşamak: Vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen esnafın kepenk kapatmasını, çiftçinin borçla üretim yapmasını, üreticinin emeğinin karşılığını alamamasını olağan karşılamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Millete hakaret eden müteahhitleri, kamu kaynaklarından yararlanan ayrıcalıklı çevreleri, ihale ve vergi ilişkilerine dair iddiaları sorgulayamamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Milletin parasıyla büyüyenlerin millete tepeden bakmasını sineye çekmektir. Emanetin sahibine değil, emaneti kullanana sadakat göstermektir!
Türkiye’de yaşamak: Maden işçisinin alın terinin karşılığını ararken azarlanmasını, hakkını isteyen emekçinin karşısına güvenlik güçlerinin çıkarılmasını, köyünü ormanını, ağacını korumak isteyen vatandaşını horlayanları olağan karşılamaktır.
Türkiye’de yaşamak: Zeytinin yeşilini kömürün karasına, doğanın geleceğini günübirlik kazançlara kurban eden uygulamalar karşısında susmaktır.
Türkiye’de yaşamak: Ağacın olmadığı yerde gölgeyi, suyun olmadığı yerde bereketi, toprağın olmadığı yerde geleceği aramaktır!
Türkiye’de yaşamak: İhmalin kader olmadığını bilip her felaketten sonra aynı cümlelerle teselli bulmaktır. Her felaketin ardından yönetimin “gereken yapılacaktır!” sözüne kanmak, her acının ardından birkaç gün üzülmek, birkaç gün konuşmak, sonra unutup bir sonraki felaketi beklemektir.
Türkiye’de yaşamak: Doğum oranları düşerken gençlerin evlenmekten, çocuk sahibi olmaktan çekinmesini seyretmek; gençler yarınından emin değilken onlardan ülkenin yarınını kurmalarını istemektir!
Türkiye’de yaşamak; “Yine de şahlanıyor aman kolbaşının yandım da kır atı” türküsüyle avunmaktır. Film gereği atın şahlanmasını ülkenin şahlanması sanmak, arada söylenen türkünün sesi ile hayatın gerçek sesini bastırmaktır.
Türkiye’de yaşamak: Türkiye’yi yaşanmaz hâle getirenlerden hesap soramamak ve düzenin koyun sürüsüne gönüllü katılmaktır.