Bir zamanlar camileri, sohbet meclislerini ve kitap fuarlarını dolduran gençler vardı. Bugün ise hemen her platformda aynı serzenişi duyuyoruz: “Gençler dinden uzaklaşıyor.”
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa gençler dinden değil, din adına ortaya konulan kötü örnekliklerden mi uzaklaşıyor?
Bana göre bu soruya verilecek dürüst cevap, yalnızca gençliğin değil, toplumun içinde bulunduğu ruh hâlini de anlamamıza yardımcı olacaktır.
Çünkü gençler bir sabah uyanıp hakikate sırt çevirmedi. Bu noktaya bir günde gelinmedi. Uzun yıllara yayılan bir güven aşınması yaşandı. Söylenenlerle yapılanlar arasındaki mesafe büyüdü. Anlatılan değerlerle yaşanan hayatlar arasındaki çelişkiler görünür hâle geldi. Sonunda gençler, duyduklarından çok gördükleriyle hüküm vermeye başladı.
Aslında bu son derece doğal bir durumdur. İnsanlar yalnızca kulağıyla dinlemez; gözüyle de dinler. Hatta çoğu zaman gözün gördüğü, kulağın duyduğundan daha etkili olur. Tarih boyunca da böyle olmuştur.
İnsanları etkileyen sadece fikirler değil, o fikirlerin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Adalet anlatan birinin adil olması, dürüstlükten söz eden birinin dürüst yaşaması, merhameti savunan birinin merhametli davranması söylenen sözlere anlam kazandırır.
Bugün yaşadığımız sorun ise tam da burada düğümleniyor.
Toplumun önemli bir kesimi ahlaktan söz ediyor; fakat ahlaki tutarlılık konusunda aynı başarıyı gösteremiyor. Mütevazılık öğütleniyor ama gösteriş teşvik ediliyor. İsraf eleştiriliyor ama lüks yaşamlar göz önünde sergileniyor. Adalet savunuluyor; fakat adaletsizlikler karşısında çoğu zaman sessizlik hâkim oluyor.
Gençler bütün bunları görüyor. Belki konuşmuyorlar, belki tartışmıyorlar; ama görüyorlar. Gördükleriyle duydukları arasında derin bir uçurum oluştuğunda ise güvenlerini kaybediyorlar.
Tam da bu noktada birçok gencin zihninde aynı soru beliriyor:
“Anlattığınız değerler gerçekten doğruysa, neden önce kendi hayatlarınızda göremiyoruz?”
Bu soru küçümsenecek bir soru değildir. Aksine üzerinde en fazla düşünmemiz gereken sorudur. Çünkü burada sorgulanan şey yalnızca sözler değil, sözlerin samimiyetidir.
Bugün deizm, ateizm ya da dinî ilgisizlik üzerine sayısız tartışma yapılıyor. Elbette bu yönelişlerin sosyal, kültürel ve felsefi birçok sebebi vardır. Ancak bunların arasında göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek de bulunmaktadır: Gençliğin önemli bir bölümü, inançtan önce güven kaybı yaşıyor.
Önce temsil edenlere olan güven sarsılıyor. Ardından temsil edilen değerlere karşı mesafe oluşuyor. Bu nedenle meseleyi sadece gençlerin problemi olarak görmek büyük bir kolaycılık olur.
Belki de önce şu soruyu kendimize sormalıyız:
Gençlere gerçekten ne gösteriyoruz?
Ahlakı mı, ahlak üzerine konuşmayı mı?
Adaleti mi, adalet söylemini mi?
Samimiyeti mi, samimiyet iddiasını mı?
Çünkü hiçbir nesil kusursuz insan aramaz. Ama her nesil tutarlılık arar. Bugünün gençleri de farklı değil. Onlar daha fazla nasihat değil, daha fazla örneklik görmek istiyor. Daha yüksek sesler değil, daha dürüst hayatlar görmek istiyor.
Gençleri anlamak istiyorsak eleştiriden önce öz eleştiri yapmak zorundayız. Sürekli onların sorularını tartışmak yerine kendi davranışlarımızı da sorgulamalıyız. Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen şey yalnızca anlattığı değerler değil, yaşadığı değerlerdir.
Bugün gençleri suçlamak kolaydır. Onları yargılamak da kolaydır. Zor olan ise aynaya bakabilmektir.
Çünkü bir nesil uzaklaşıyorsa, bunun sebebi sadece onların sorduğu sorular olmayabilir. Bazen sorun, bizim yaşayamadığımız cevaplarda gizlidir.
Belki de bugün üzerinde düşünmemiz gereken en önemli soru şudur:
Gençler gerçekten dinden mi uzaklaşıyor, yoksa din adına konuşanların yaşamadığı bir dini dinlemekten mi vazgeçiyor?
Bu soruya samimiyetle cevap verebildiğimiz gün, gençliğin neden uzaklaştığını da onları yeniden nasıl kazanabileceğimizi de daha iyi anlayacağız.
Çünkü insanlar çoğu zaman söylenen sözlerden değil, yaşanan hayatlardan etkilenir.
Bir fikri güçlü kılan yalnızca doğruluğu değil, onu temsil edenlerin tutarlılığıdır.
Bugün gençliğin ihtiyaç duyduğu şey daha fazla slogan değil, daha fazla samimiyettir. Daha fazla nutuk değil, daha fazla örnekliktir.
Çünkü kelimeler ikna eder, hayatlar ise dönüştürür.