Bilindiği gibi yanlış yer seçimi nedeniyle 1954 yılından beri kentin havasını kirleten, çevresine ve doğal yapısına zarar veren, bağ ve bahçeleri kurutan Çimento Fabrikasının, şehir dışında, uygun bir mekâna taşınması konusu zaman zaman gündeme gelmektedir. Fabrika yaklaşık 70 yıldır Elazığ’da çevreye ve insanlara zarar vermeye devam ediyor.
Bu yazımı, değerli yazar Oğuzhan Sarı’nın 27 Ekim 2026 tarihli Turan Gazetesi’nde yayınlanan yazısına binaen kaleme aldım. Çimento Fabrikasının, Tadım’a taşınmasına karşı çıkan, Tadım köylülerini ve muhtar Bahaddin Yıldırım ile Aşağıdemirtaş mahalle muhtarını takdir etmekle beraber, bunun yeterli olmadığını seslerini daha etkili bir şekilde tüm yetkililere duyurmaları gerektiğini belirtmek isterim.
Elbette ki köylünün geçim kaynağı olan, hayatını adadığı tarım alanlarına sahip çıkması, son derece doğal ve haklı bir davranıştır. Fabrikaya karşı çıkmaları köylülerin mülkiyet, yaşam hakkı ve kültürel varoluş tepkisidir.
Ne var ki Elazığ’ın daha önce kaleme aldığımız sorunlarında, Elazığ ilgili ve yetkililerinin, milletvekillerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve de toplumunun duyarsız kaldığını göz önüne alınca konuyu bir kaz daha vurgulama gereği duydum.
1950’li yıllarda fabrikaların yer seçiminde bugünkü anlamda yani 21. Yüzyılın modern risk analizi bilinmediği için çevresel etkiler, deprem riski, ekosistem ve uzun vadeli kentsel sakıncaları değerlendirilmiyordu.
1950’li yıllar, devletçilik ağırlıklı olmakla birlikte çok partili döneme geçilmiş, sağ iktidarların dönemiydi. İktidarlar için fabrika yapılacak kent ve bölgelerin, ekonomik, ticari ve siyasi merkezler olması önemliydi. Risk yerine ekonomik fizibilite, kâr payı, maliyet, ulaşım imkânları, alt yapı ve elektriğe ve suya erişim koşulları dikkate alınırdı. Dolayısıyla Elazığ Çimento fabrikasının yer seçiminde de ekonomik fayda ve kâr değerlendirmesi esas alınmıştı.
İlerlemiş yaşımla birlikte canlı bir hafıza olarak Elazığ’la ilgili gelişmeleri, geçmişin birikimleri ışığında değerlendirmeden yapamıyorum. İlkokulda olduğum 1952 yılında, bir bahar günü, kalabalık oluşturmak için öğretmenler refakatinde fabrikanın yapılacağı alana gittiğimizi ve Ankara’dan gelen ünlü siyasetçiler refakatinde fabrikanın temel atma töreninin yapıldığını hiç unutmadım. Sadece temel atma merasimini değil, o alanların ekin tarlaları olduğunu, o ekinlerin bahar aylarında yeşil denizler gibi dalgalandığını da hatırlıyorum. O yıllarda halkta, “Devlet ne yaparsa doğrusunu yapar” düşüncesi hâkimdi.
Bilindiği gibi fabrika Yığıki’nin, geniş ekin tarlalarının bulunduğu bir alanda yapıldı ve 1954 yılında faaliyete geçti. O yıllarda doğup büyüdüğüm Yığıki yani Aksaray Mahallesi Elazığ’da, oluk oluksuların aktığı çeşmelerin ve göz alabildiğine uzanan yemyeşil bağ ve bahçelerin olduğu, envaı çeşit meyve ve sebzenin yetiştirildiği verimli ve de tarihi bir yerleşim yeri idi. Bizim nesiller Yığıki’de kentsel ve kırsal yaşamı birlikte yaşadık.
1959 yılında liseden mezun olunca Elazığ’dan ayrıldım. Sonraki yıllarda zaman zaman aile mezarlığımızı ziyaret etmek için Elazığ’a gittiğimde Yığıki’ye de uğradım. Yığıki artık eski Yığıki değildi. Her gittiğimde yemyeşil bahçelerin ve bağların bozulduğunu ve çeşmelerin kuruduğunu gördükçe içim sızlayarak ayrıldım.
Fabrikanın çevreye verdiği zararlara Elazığ toplumu yaşayarak yıllar boyu tanıklık ettiği için artık Elazığ’dan taşınması isteniyor. Fabrikanın Tadım’a taşınacağından söz ediliyor.
Tadım köyünün merkeze 15 km. uzaklıkta olduğunu İnternetten öğrendim. Fabrikanın kent merkezine sadece 15 km. uzaklıktaki bir alana taşınmasına nasıl izin verilir, şaşırmamak mümkün değil! Fabrika yıllar boyu Elazığ’a zarar verdi, yeni fabrika yapılırsa değişen bir şey olmayacak. Yine Elazığ’ın havasına, tarımına, hayvancılığına, toprağına ve de su kaynaklarına zarar verecek.
Bildiğim kadarı ile fabrikanın Tadım’a taşınması için Sanayi Bakanlığının ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izin vermesi, “ÇED olumlu raporu” alınması ve ağır sanayi alanı olarak işlenmesi gerekiyor. Ayrıca mücavir alan ise il özel İdaresinden, kent alanında ise Belediye Başkanlığından da izin alınması zorunluluğu var.
Tabii ki fabrikanın ait olduğu şirket, ucuz maliyetle en çok kârı elde edeceği bir alana taşınmak ister. Dolayısıyla eğer şirket gerekli izinleri almış ise Elazığ ihmal edilmektedir. Elazığ gerçekten sahipsiz ve kimsesiz kalmış demektir!
Toprakları ellerinden alınan köylülerin de benim gibi bir gün içleri sızlayacaktır!