Gelecek nesilleri neler bekliyor, çocuklar, torunlar nasıl bir dünyada yaşayacaklar, eğitimde, ekonomide, teknolojide ve sosyal yaşamda dünya ülkeleri nerede, bizim ülkemiz nerede? Hiç biri değerlendirilmeden, umursanmadan, siyasi ve ideolojik hesaplarla dindar ve kindar nesiller yetiştirmek adına aklın almadığı gelişmeler yaşanıyor.
Bir süre önce basında, İstanbul valiliği himayesinde varlıklı aile çocuklarının sahip olduğu haklardan mahrum olan çocuklar için yani yoksul aile çocukları için camilerin uygun bölümlerinde, etüt veya çalışma alanlarının açılarak hayata geçirildiğine ilişkin haberler yayınlandı.
Bilindiği gibi camiler Müslümanların ibadet merkezleridir. Her sınıftan inançlı insanların bir araya gelerek eşitlikiçinde beş vakit namazını kıldığı, Yüce Allah’la inanç bağını güçlendirdiği manevi duyguların hissedildiği mekânlardır.Camiler her yaşta Müslümanı ruhani olarak etkiler.
Yazılı kaynaklarda Müslüman ülkelerde tarih boyunca camilerde halka açık şekilde Kuran-ı Kerim eğitimi yapıldığı ve camilerin bir eğitim kurumu niteliği de taşıdığı belirtilmektedir. Ancak Osmanlı Devleti’nde dini ve ahlaki eğitimler camilerde değil medreseler de yani Medrese-mektep yapılı kurumlarda verilmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte çağın ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelen medreseler kapatıldı. Eğitim alanında milli, laik, bilimsel ve çağdaş bir toplum yaratma amacı doğrultusunda köklü bir devrim gerçekleştirildi ve Türkiye’de eğitim milli, laik ve çağdaş bir yapıya dönüştürüldü.
Ne var ki 1950’lerden sonra siyasi amaçlarla, sağ iktidarların teşviki ile önce camilerde açılan Kur’an kurslarıyladaha sonra vakıf, dernek, birlik adı altında açılan kurumlar aracıyla dini eğitimler yaygınlaştırılmaya başlandı. AKP iktidarı döneminde ise ideolojilerine hizmet eden cemaat ve tarikatlarla, dini duyguların, ideolojik, siyasi ve ticari amaçlarla kullanılmasını sağlayıcı faydacı ilişkiler kuruldu.
Bilindiği gibi son 25 yılda iktidar tarafından, dini tarikat ve cemaatlere kamusal alanda kadrolaşma ve ekonomik faaliyetlerde denetimsiz etki sahası imkânları sağlandı. Öyle ki cemaatlerin Sivil Toplum Kuruluşları oldukları ifade edildi. Cemaatlere, yurtlar, kurslar, okullar ve de vakıflar ile ticari işletmeler üzerinden ekonomik bağımsızlık kazandırıldı. Böylece cemaatlerde ve camilerde verilen eğitimlerle yetiştirilen kitlesel oy potansiyeline sahip bir kesim yaratıldı. Eğitimde eşitlik ve laiklik ilkesi göz ardı edilerek özellikle yoksul aile çocukları bu kurslara ve okullara yönlendirildi.
Dinin siyasallaştırılması ile siyasette İslami söylemler ve kamu alanlarında kadınların kapanmasına izin verilmesi kullanıldı. Diyanet bütçesi sürekli artırıldı, eğitime dini içerikler entegre edildi, laiklik ve aklın ve de bilimin rehberliğinde kamusal yaşamın şekillenmesini engelleyici adımlar atıldı. O hale geldi ki Vali himayesinde okullarda değil de, camilerde yoksul aile çocukları için etüt veya çalışma alanları açıldı.
Oysa Valinin organizasyonunda sağlanan o kaynak, okul çağında çocukları olan yoksul ailelere ödenemez mi? Her sene çocukların okul ihtiyaçları karşılanamaz mı? Pek çok dünya devletinde olduğu gibi çocuklara okullarda bir öğün yemek verilemez mi? Doğru olan, o ailelere destek olarak, çocukların içlerindeki çalışma coşkusunu kaybetmeden, sıcak aile ortamında derslerini çalışmasını sağlamak değil midir? Eğitimde eşitlik ve laiklik ilkesini yok sayarak, dar gelirli aile çocuklarının ideolojik dönüşümlerini sağlamaya yönelik akıl ve bilimden uzak kalitesiz eğitimlere destek olmak, çocukların geleceğini ellerinden almak değil midir?
Bu bağlamda kitle iletişim araçlarında, birer İslam ülkesi olan Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman’ın ve Azerbaycan Cumhur Başkanı İlham Aliyev’in, çağdaş düşünceye, yenilikçi ve deneysel anlayışa ve de laikliğe karşı çıkan köktenci İslam’la sert şekilde mücadele etme kararı aldıkları haberleri yer aldı. Bu ülkelerde tüm dini sembollerin yasaklandığı belirtiliyor. Adı geçen cumhurbaşkanlarının “ Eğer önlem almazsak bizim ülkemizde Türkiye ve Afganistan gibi olur” dedikleri yazılıyor.
Ulu önder Atatürk’ün 100 yıl önce kurduğu bağımsız, laik ve eşitlik esasının hakim olduğu Türkiye’nin, getirildiği bu durumu siz değerli okurların takdirine bırakıyorum!..