Türk yazarlar tarafından kaleme alınan kitaplar arasında olduğu gibi yabancı klasikler arasında da babalar ve çocukları arasında ki etkileyici ilişkilerin merkeze alındığı kitaplar mevcut.

Fransız yazar Balzac tarafından yazılmış, Eugenie Grandet adlı romanda, oyunun başkarakterinin, kızına, “Halka ve arkadaşlarına değil, sadece paraya güven ve ne pahasına olursa olsun servet biriktir” dediği anlatılır. Yazar, insanlarınparaya ve servete olan takıntısını, paranın insan ilişkilerini nasıl yozlaştırdığını çarpıcı bir gerçekçilikle ele alır.

İngiliz yazar ve toplum eleştirmeni Charles Dickens ın Dombey ve Oğlu adlı romanında, paranın getirdiği güç ile oğlunu da nasıl para tutkunu yaptığı anlatılır.

Hakan Günday’ın romanından uyarlanan Daha filminde ise göçmenleri, kaçakçılık ağıyla sömüren, para ve güç meraklısı doyumsuz bir babanın, okumak isteyen iyi niyetli oğlunu nasıl bir canavara dönüştürdüğü anlatılır. Babası tarafından uğradığı haksızlık, şiddet, baskı ve kötülüğün, oğlunu nasıl duyarsızlaştırdığını, acımasız, öfkeli, intikam dolu ve zarar verici bir insana dönüştürdüğü vurgulanır. Babadan oğula geçen bir çürümüşlüğün hikâyesidir.

​Ne yazık ki son 25 yılda ülkemizde siyasetin ve adaletin yozlaşmasıyla birlikte, gerçek yaşamda da genel olarak oğulların, babalarının sadece yeteneklerini değil, para ve maddiyat hırsı gibi davranışlarını da benimsedikleri görülmektedir.

2011 yılında Başbakanın oğlunun, kardeşinin ve bazı yakınlarının Man Adası ile Türkiye arasında para transferleri yaptıkları ve mali işlemler gerçekleştirdikleri, 2017 yılında muhalefetin konuyu gündeme taşımasıyla basında yer almıştı.

2017’de yaşanan 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sırasında internete sızdırılan kayıtlara göre dönemin Başbakanı, oğlundan, evdeki paraların nakledilerek gizlenmesini ve tüketilmesini yani paraların sıfırlanmasını istemişti.

2017’de yaşanan 17-25 Aralık soruşturmalarında İç İşleri Bakanı’nın oğlunun evinde yapılan aramalarda çelik kasalar, para sayma makinesi ve büyük miktarda döviz ile Türk Lirası bulunmuştu. Babası da oğlunu, "Benim oğlum dünyanın en temiz insanlarından biridir” diye savunmuştu.

17-25 Aralık soruşturmalarında dönemin Ekonomi Bakanının oğlunun altın ticareti ve kara para aklama faaliyetlerinde babası üzerinden nüfuz sağlanmasına aracılık ettiği gündeme gelmişti.

Aynı şekilde yine 17-25 Aralık soruşturmalarında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanının oğlu, imar usulsüzlükleri, sit alanlarının ranta açılması ve rüşvet iddiaları kapsamında gözaltına alınmıştı.

21 Eylül 2026 fon vurgununda ise fon şirketlerinden biri olan Tera'nın sahibi Emre Tezmen'ineski Ulaştırma Bakanının oğlu olduğu ortaya çıktı.

Hepsi bu kadar da değil yine son fon yolsuzluğunda AKP Genel Başkan Yardımcısı olan bir milletvekilinin oğlunun da fon krizindeki soruşturma kapsamında yüksek miktarlarda para çektiğine ilişkin haberler yayınlandı. ​

Görüldüğü gibi Türkiye’de artık oğullar da babalarının yolundan gidiyor.

Özetle kamu yetkisinin kişisel çıkar için kötüye kullanılması neticesinde topluma ekonomik, sosyal ve ahlaki açıdan büyük zararlar verilmektedir. Toplumda devlete, adalete kurumlara ve siyasi şahsiyetlere güven kaybı hat safhada. Bu durum ekonomik eşitsizliğin artmasına, kamu hizmetlerinin bozulmasına ve yozlaşmanın zirve yapmasına ortam yaratmaktadır. Daha da önemlisi iktidar yetkilileri topluma çok kötü örnek olmaktadırlar.

Bu bağlamda eski Türkiye’den de iki örnek vermeden geçmek istemiyorum:

Hasan Ali Yücel 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanıdır. Oğlu Can Yücel ve arkadaşı Gazi Yaşargilliseyi bitirince yurtdışında burslu okumak için birlikte sınava girerler. Can Yücel sınavda birinci, Gazi Yaşargil ikinci olur. Bakan Hasan Ali Yücel, “oğlunu kayırıyor, torpil yapıyor” algısı yaratır düşüncesiyle, bursu oğluna vermez, burs, ikinci olan arkadaşı Gazi Yaşargil’e verilir. Gazi Yaşargil dünyaca ünlü Türk beyin cerrahı ve bilim insanı olur.

Süleyman Demirel 7 farklı hükümette toplam 12 yıla yakın başbakanlık yaptı. Demirel’in çocuğu yoktu. Demirel’in başbakan olduğu dönemde yeğeni Yahya Demirel’in adı hayali sunta ihracatı olayına karıştı. Demirel, “Hemen yakalayın ceza evine atın, suç işlemiştir cezasını çekecektir” dedi ve yeğeni cezasını çekti.

İşte sizlere tam yetkili, tam sorumsuz tek adam yönetimindeki Türkiye ve eski Türkiye!..