Elazığ’ın bağlarında bugün yalnızca üzüm değil, bir yıllık emek çürüyor. Koruk başta olmak üzere şehrin önemli üzüm merkezlerinde üretici, ürününü satabilmek için kapı kapı dolaşıyor. Bağlarda yaklaşık 2 bin ton üzüm beklerken alım kotalarının yetersiz kalması, çiftçiyi kelimenin tam anlamıyla çaresizliğe sürüklüyor.
Üretici bu yıl zaten ağır bir darbe aldı. Önce dolu vurdu, ardından aşırı yağışlar nedeniyle üzümlerde çatlamalar oluştu. Gübre, mazot, ilaç, sulama ve işçilik maliyetleri katlanırken çiftçi, bütün imkânsızlıklara rağmen toprağından vazgeçmedi. Borçlandı, altınını bozdurdu, elindekini avucundakini bağına yatırdı. Bağ bozumu geldiğinde borcunu ödeyeceğini düşündü. Fakat bugün üzüm bağda, borç kapıda, üretici ise tabiri caizse kan ağlıyor.
Tam da bu noktada MEY yönetimine açıkça sesleniyorum:
Bu şehrin toprağından kazanç sağlayanların, o toprağı işleyen çiftçiye sırtını dönmeye hakkı yoktur. Elazığ’ın üzümünü görmezden gelmek, yalnızca birkaç üreticiyi mağdur etmek değildir. Bu tavır; yüzlerce ailenin geçimini, şehrin bağcılık kültürünü ve Elazığ’ın dünyaya açılan en önemli değerlerinden biri olan Öküzgözü üzümünün geleceğini tehlikeye atmaktır.
Bir Elazığlı olarak MEY’den lütuf değil, sorumluluk bekliyorum. MEY’in Elazığ üreticisinden üzüm almasını, kotaları artırmasını ve çiftçinin emeğini karşılayacak adil bir fiyat açıklamasını talep ediyorum. Elazığ’ın bağları yanı başınızdayken başka hesapların arkasına sığınmak kabul edilemez. Bu şehir sizi yalnızca bir işletme olarak görmedi; üreticinin güvencesi, bağcılığın devamı ve yöre ekonomisinin önemli bir parçası olarak kabul etti. Şimdi bu güvenin karşılığını verme zamanıdır.
Üreticinin alın teri üzerinden maliyet hesabı yapılırken vicdan da hesaba katılmalıdır. Çiftçinin çaresizliğini fırsata dönüştürecek her yaklaşım, bu şehrin hafızasına kara bir leke olarak yazılır. Üzüm bağda biraz daha beklesin, fiyat düşsün, üretici mecbur kalsın anlayışı varsa bundan derhâl vazgeçilmelidir. Elazığ çiftçisi sahipsiz değildir ve emeğinin değersizleştirilmesine sessiz kalmayacaktır.
Buradan Elazığ milletvekillerine de sormak gerekiyor: Elazığ Şarap Fabrikası kapanırken neredeydiniz? Şehrin üretim hafızası göz göre göre silinirken neden sus pus oldunuz? O gün fabrikanın kapısına sahip çıkmayanlar, bugün bağlarda kalan üzüme bakıp şaşırmasın. Fabrikanın kapanmasının üreticiyi nasıl bir çıkmaza sürükleyeceği belliydi. Buna rağmen güçlü bir itiraz ortaya konulmadı, kalıcı bir çözüm için ortak irade gösterilmedi.
Milletvekilliği yalnızca kürsüde konuşmak, fotoğraf vermek ve seçim zamanı köy köy dolaşmak değildir. Şehrin fabrikasına, çiftçisine ve alın terine sahip çıkmaktır. İktidarıyla muhalefetiyle bütün milletvekilleri bugün sorumluluk almak zorundadır. MEY yönetimiyle görüşmeli, ilgili bakanlıkları harekete geçirmeli ve üzüm alımının önünü açmalıdır. Üretici kan ağlarken sessiz kalan herkes bu tablonun siyasi ve vicdani sorumluluğunu taşır. Elazığ çiftçisi artık söz değil, somut sonuç bekliyor.
Bugün atılmayan her adım, yarın sökülen yeni bir bağ, kapanan yeni bir geçim kapısı ve büyüyen göç olacaktır.
Bugün bağını söküp bademe yönelmeyi düşünen üreticinin sayısı artıyorsa herkes durup düşünmelidir. Çünkü sökülen her bağ, yalnızca tarımsal bir alanın kaybı değildir. Bir kültür, bir geçim kapısı ve Elazığ’ın hafızası yok olmaktadır. Yarın üzüm kalmadığında, bugün yapılan hataların telafisi mümkün olmayacaktır.
MEY yönetimi vakit kaybetmeden üretici temsilcileriyle masaya oturmalı, Elazığ’dan üzüm alımını başlatmalı ve bağlarda bekleyen ürünü ekonomiye kazandırmalıdır. Kamu kurumları, milletvekilleri, yerel yöneticiler ve ziraat odaları da seyirci kalmamalıdır.
Çağrım açıktır:
Elazığ’ın üzümünü alın. Çiftçiyi ayağa kaldırın. Bağların sökülmesine seyirci kalmayın.
Çünkü bu mesele yalnızca üzüm meselesi değildir. Bu mesele emektir, ekmektir, Elazığ’ın geleceğidir.