Türkiye’nin AB ülkelerinden plastik ve sanayi atıkları ithaline başlamasının geçmişi, 2004 yılına kadar uzansa da esas kırılma 2018 yılında başladı. Gelişmiş ülkelerde sıkı çevre ve sağlık yasaları olduğu gibi geri dönüşüm standartları da çok katı. Dolayısıyla tehlikeli, karışık ve ayrıştırılmamış evsel ve diğer atıklarını Türkiye’ye ve diğer gelişmekte olan ülkelere gönderiyorlar.

Türkiye’ye geri dönüşüm amacıyla ithal edilen atıklar, daha çok deniz yoluyla belirli limanlara geliyor. İhtisas gümrükleri üzerinden Türkiye’ye giriyor. Mersin Limanına, plastik ve tekstil atıkları, Aliağa, Gebze, Tekirdağ, Gemlik Limanlarına ise hurda demir, çelik, metal, kâğıt, karton atıklarının geldiği, bu limanlardan sanayi kentlerine sevk edildiği kaydediliyor.

İngiltere, Türkiye’nin “çöp ithalatı” yaptığı ülkelerin başında geliyor. Çöp ithalatının, sanayi için hammadde ve geri dönüşüm ekonomisinin desteklenmesi amacıyla yapıldığı belirtiliyor. Üstelik Türkiye’deki ithalatçı geri dönüşüm firmaları, satıcı firmalara ton başına ödeme yapıyor. Ne yazık ki bu kapsamda doğaya ve insan sağlığına zarar veren geri dönüştürülmesi zor ama bertaraf edilmesi gerekli atık türlerinin de ülkeye girdiği yazılıyor. Konuya ilişkin kaynaklarda Türkiye’ye gelen tüm atıkların tamamının geri dönüştürülmesinin mümkün olmadığı, özellikle kalitesiz plastiklerin kaçak olarak doğaya döküldüğü ya da yakıldığı anlatılıyor.

2018 yılında Çin, Tayland, Malezya, Vietnam, Hindistan, Filipinler ve Endonezya atık ithalatını yasakladı. Avrupa ülkeleri artık adı geçen uzak doğu ülkelerine atık gönderemiyor ve atıklar Türkiye’ye satılıyor.Ne var ki Türkiye’ye giren atıkların ancak sınırlı bir oranının geri dönüşümünün yapılabildiği belirtiliyor. Akdeniz’in en kirli sahilleri olan Türkiye sahillerinin mikro plastiklerle dolu olduğu, plastiklerin, insan vücuduna su ve yiyecek yoluyla girdiği, kana karıştığı, organları iflas ettirdiği ve kanserin artığı belirtiliyor. Ayrıca geri dönüştürülmeyen atıkların kaçak olarak doğaya dökülmesi ya da yakılmasının, çevresel kirlilik yaratığına ve ülkenin doğasına zarar verdiğine işaret ediliyor. Bu atıklar ve ülkedeki fabrika atıkları toprağa ve suya karışıyor, insan sağlığını tehdit ediyor. Çöp ithalatının çevresel etkileri ve halk sağlığı riskleri giderek artıyor.

Sanayi için gerekli hammaddenin, ülkedeki kendi çöplerinin tümünün dönüştürülerek sağlanması ve doğaya ve insan sağlığına zarar veren dışardan çöp ithalinin yasaklanması Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalıdır. Bu bağlamda ülkemizde sıfır atık düşünce ve hareketlerinin yaygınlaştırılması, halkın aydınlatılması ve geri kazanılan malzeme miktarının artırılması gerekiyor. Evsel atıkların kaynağında ayrıştırılması, maddelerin karışık olmaması, atıkların inşaat atıklarıyla ve diğer atıklarla karıştırılmaması önem taşıyor. En önemlisi de Türkiye’de de sıkı çevre ve sağlık yasalarının çıkarılması ve de geri dönüşüm standartlarınınkatılaştırılması gerekiyor.

Ne var ki Türkiye’de temel ekonomik fonksiyonları üstlenen sanayiciler ve müteahhitler, bireysel veya kurumsal çıkarları söz konusu olduğunda yasa ve teşvik süreçlerinde iktidarı etkileme ve yönlendirme adına önemli bir role sahipler. Türkiye’de karar alma süreçleri şeffaf olmadığı gibi kamu yararı karşısında da sanayici ve müteahhit çıkarlarına öncelik tanınıyor. Alınan kararlarda özel kuruluşların çıkarlarıyla kamu yararı arasında denge sağlanamadığı belirtiliyor. Netice olarak doğa katliamı, çevresel kirlilik ve toplum sağlığı göz ardı ediliyor!

Bilindiği gibi Elazığ’da Maden civarında çıkarılacak madenin, Gezin Tren İstasyonu çevresinde depolanması ve buradan diğer kentlere sevk edilmesi konusunda da kamu yararı gözetilmemiştir.