Bilindiği gibi Türkiye son günlerde fon krizi diye büyük bir finansal skandalla çalkalanıyor. SPK denetiminde faaliyet gösteren Fon Alım Satım Platformu üyesi şirketlerde, borçların ödenememesi ve finansal yükümlülüklerinin vadesinde yerine getirilememesi durumu Türkiye’yi sarstı. Ülkemizde yüksek gelir elde etmek umuduyla parasını fonlara yatıran yüzbinlerce kişinin mağdur edildiği büyük bir dolandırıcılık, yolsuzluk ve finansal kriz yaşanıyor. Olaydan sorumlu kamu kuruluşlarının, sorunu bildikleri halde zamanında önlem almadıkları ve bir denetim zafiyeti içinde oldukları belirtiliyor. Hepsi bu kadar da değil medyada yer alan haberlerde, bazı iktidara mensup siyasi isimlerin ve aile yakınlarının batıştan önce hisselerini çok yüksek değerlerle nakde çevirdiği, milyarlarca liranın da yurt dışına kaçırıldığı anlatılıyor. Gelişmelerin siyasetin gölgesinde yaşandığı vurgulanıyor.
Dolayısıyla bu yazımda, ülkemizin içinde bulunduğu fon krizi, ekonomik kriz, yolsuzluk, fakirlik, geçim sıkıntısı, işsizlik, yabancı istilası, israf, adaletsizlik, yalan, torpil, vurgun ve diğer bitmeyen, tükenmeyen toplumsal sorunlardan biraz olsun uzaklaşmak için bir başarı öyküsünden söz etmek istiyorum.
Aslına bakarsanız spor dünyası ve spor karşılaşmaları ilgi alanımda önceliği olan konular değil. Bununla birlikte Türkiye’nin uluslararası karşılaşmalarını büyük bir istek ve heyecanla izlediğimi belirtmeliyim. Uluslararası spor karşılaşmalarında ülkemin takımlarının ve sporcularının başarılarını izlemek, benim için bir spor karşılaşmasını izlemekten çok öte bir şey. Örneğin; Türkiye Kadın Milli Basketbol Takımı'nın, yani Atatürk’ün kızlarının, uluslararası arenada elde ettiği başarıları izlemek gerçekten büyük bir gurur ve mutluluk kaynağı benim için.
Uluslararası yarışmalar boyunca milli kimlik ve aidiyet hissimizin coştuğuna, dayanışma duygularımızın tutuştuğuna tanıklık ediyorum. Tüm ülkenin ortak bir tutku etrafında birleştiğini görüyorum.
Elbette ki uluslararası karşılaşmalar tüm ülkeler için çok önemli.Ülkelerin vaz geçilmezi. Spor karşılaşmaları küresel ölçekte toplumsal, ekonomik ve siyasi etkileşimlere sahip.
Ayrıca spor, farklı din, dil ve kültürlerden gelen insanları ortak bir tutku etrafında birleştirebiliyor. Başarılı sporcular ülkelerinin gençlerine ilham veriyor. İnsani değerlerin geniş kitlelere aktarılmasında da rol oynuyor.
Birkaç gün önce televizyonu açtığımda Bulgaristan’da gerçekleştirilen Avrupa Boks Şampiyonası’nda bir ödül törenine rastladım. Arkasında Türk bayrağı olan pırıl pırıl bir genç kız. Elazığlı milli boksör Gizem Özer. Avrupa Boks Şampiyonası’nda dereceye girdiği için platforma çıkmış, ödülünü almayı bekliyor. Çok iç acıcı, etkileyici, duygulandırıcı ve gurur verici bir görünüm.
Gizem Özer, bronz madalya aldı ve Türk bayrağını yurt dışında göndere çektirdi. Elazığlılar Gizem’le ne kadar gurur duysa azdır. Uzun süre yaptığı boks çalışmalarını, döktüğü terleri ve içindeki çalışma ve kazanma azmini takdir etmemek mümkün değil. Kürsüdeki duruşuyla hepimizi gururlandırdı. Eminim ki pek çok Türk gencine ilham vermiştir.Elazığlı gençleri de motive etmiştir.
Tabii ki Gizem’e altın madalya almak ve İstiklal Marşımızın çalınmasını sağlamak çok daha yaraşırdı. İnşallah bu başarısı daha nicenice altın madalyalar kazanmasına vesile olur!