Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü kutlarken, Büyük Atatürk’ün bize bıraktığı en kıymetli miraslardan birini yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyorum: Aklın ve bilimin rehberliğinde, kendi geleceğini inşa eden bağımsız bir Türkiye.
Atatürk, 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere seslenirken “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakikî mürşit ilimdir, fendir” diyordu. Bu söz, yalnızca bir öğüt değil, Cumhuriyet’in kalkınma anlayışının özüdür. Üstelik bilimi durağan bir bilgi birikimi olarak görmüyor; dünyadaki gelişmelerin zamanında izlenmesini de şart koşuyordu.
Söylediklerini hayata geçirdi. 1924’te Öğretim Birliği ile eğitimin ortak ve çağdaş bir temele kavuşmasının yolunu açtı. Harf Devrimi ve Millet Mektepleri ile bilgiye erişimi yaygınlaştırdı. 1933 Üniversite Reformu’yla yükseköğretimin bilimsel niteliğini güçlendirmeye yöneldi. Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine önem verdi; geometri terimleri üzerinde bizzat çalıştı. Kısacası, geleceği yalnızca tarif etmedi, onun kurumlarını da kurdu.
Bugün bilim ve teknoloji, ülkelerin refahını ve bağımsızlığını belirleyen başlıca güçlerden biridir. Yapay zekâdan savunma sanayisine, sağlıktan tarıma kadar her alanda üreten, araştıran, sorgulayan gençlere ihtiyacımız var. Cumhuriyet’i korumanın yolu, geçmişin başarılarıyla övünmek kadar yeni buluşlara, nitelikli eğitime ve özgür düşünceye yatırım yapmaktan geçiyor.
Atatürk’ün genç kuşaklara bıraktığı sorumluluk açıktır: Ezberlemek yerine anlamak, taklit etmek yerine üretmek, karşılaşılan güçlükler karşısında yılmadan ilerlemek. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bizlere düşen görev, bu bilim ve akıl meşalesini daha ileriye taşımaktır.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Büyük Atatürk, açtığın yolda emin adımlarla yürüyoruz.