Kıymetli Turan Gazetesi okurları,
Türkiye’nin enerji geleceğinde nükleer teknolojilere daha güçlü bir yer açılması gerektiğine inanıyorum. Elektrik üretiminde uzun yıllar değerlendiremediğimiz bu alanda, küçük modüler reaktörlere yönelik son adımlar önemli bir fırsat sunuyor. Mesele, enerji üretirken kendi mühendislik birikimimizi ve sanayimizi de geliştirebilmektir.
22 Eylül 2026’da açıklanan TÜNAŞ ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı arasındaki anlaşma, küçük modüler ve dördüncü nesil reaktörlerin Türkiye’ye uygunluğunu incelemeyi amaçlıyor. Yaklaşık 2 milyon dolarlık bütçesi ABD ajansınca karşılanacak çalışma, teknolojileri ekonomik ve teknik yönleriyle değerlendirecek. Bu, henüz bir tesisin inşasına başlanması anlamına gelmese de gelecekteki yatırımlar için somut bir hazırlıktır.
Küçük modüler reaktörler, ünite başına 300 megavata kadar elektrik gücüne sahip olabiliyor. Mikro reaktörler ise genellikle 10 megavata kadar tasarlanan daha küçük sistemlerdir. Modüler üretim, kapasitenin ihtiyaca göre artırılmasına ve uygun projelerde yapım süresinin kısalmasına imkân verebilir. Bu özellikleriyle sanayinin elektrik ve ısı ihtiyacı için yeni seçenekler sunabilirler.
Dünyada somut örnekler var. Çin’de iki reaktörün 210 megavatlık tek bir türbini beslediği HTR-PM, Aralık 2023’te ticari işletmeye geçti. Rusya’nın Akademik Lomonosov yüzer nükleer tesisi ise Mayıs 2020’de işletmeye alındı; iki reaktörü toplam 70 megavata kadar elektrik sağlayabiliyor. Kanada’da Darlington için her biri 300 megavatlık dört reaktör planlanıyor. Yapımı süren ilk ünitenin 2030 sonuna kadar şebekeye bağlanması, diğer ünitelerin de gerekli izinlerle kurulması halinde toplam kapasitenin 1.200 megavata ulaşması hedefleniyor.
Türkiye’de 7 Eylül’de TENMAK ile Copenhagen Atomics arasında toryumun yeni nesil teknolojilerde değerlendirilmesine yönelik imzalanan mutabakat da bu arayışı tamamlıyor. Araştırma altyapımızı ve üniversite-sanayi iş birliğini güçlendirmek, ülkemizin teknoloji geliştirme kapasitesini artırabilir.
Nükleeri, güneş, rüzgâr ve hidroelektrikle birlikte enerji sepetimizi güçlendirecek bir seçenek olarak görüyorum. Düşük karbonlu ve hava koşullarına doğrudan bağlı olmayan üretim, arz güvenliğine katkı sağlayabilir. Bunun için güvenlik, atık yönetimi ve ekonomik uygulanabilirlik titizlikle ele alınmalı; yerli ekipman ve yetişmiş insan gücü yatırımların merkezinde olmalıdır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ve Bakan Alparslan Bayraktar’ın küçük modüler reaktörlere yönelik yaklaşımını bu nedenle yerinde ve ileriye dönük buluyorum. Şimdi hedefimiz, bu hazırlıkları güvenli ve ekonomik projelere dönüştürmek olmalıdır. Türkiye’nin nükleer geleceği, kendi teknolojisini geliştirme iradesiyle güçlenecektir.