MHK soruşturması, Yasin Kol’un tutuklanması ve Türk futbolunda büyüyen güven krizi…
Kıymetli Turan Gazetesi okurları,
Türk futbolunda artık yalnızca “hakem hatası” diyerek geçiştirilemeyecek bir eşik aşılmış durumda. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanması ve ardından görevinden istifa etmesi, hemen sonrasında Süper Lig hakemi Yasin Kol’un “şike ve teşvik primi” suçlamasıyla tutuklanması, yıllardır tartışılan hakemlik sistemini bu kez çok daha ağır bir güven krizinin içine sürükledi.
Burada hukukun temel ilkesini özellikle vurgulayalım: Tutuklama, kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir; suçluluğa ancak yargılama sonunda karar verilebilir. Ancak futbol yönetimi açısından mesele yalnızca ceza hukuku değildir. Bir federasyonun en kritik kurullarından birinin başkanı ile en görünür hakemlerinden birinin böylesine ağır iddialarla soruşturmanın merkezine girmesi, tek başına kurumsal hesap verme zorunluluğu doğurur.
Peki Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu neden hâlâ görevde?
Bu soru bugün milyonlarca futbolseverin önünde duruyor. Çünkü mesele birkaç kişinin bireysel davranışından ibaret görülüp kapatılamaz. MHK’yı kim oluşturdu? Hakemlik sisteminin işleyişinden, atamalardan, denetim mekanizmalarından ve kamuoyuna verilen “temiz futbol, adil oyun” sözünden nihai olarak hangi yönetim sorumluydu? Kurumun tepesinde yaşanan bu ölçekte bir sarsıntıda, siyasi ya da sportif her yönetimde olduğu gibi, sorumluluk yalnızca aşağıya doğru dağıtılamaz.
Üstelik federasyonda istifalar peş peşe geliyor. MHK Başkanı istifa etti; yönetim çevresinden ve genel sekreterlik makamından ayrılıklar yaşandı. Böylesine derin bir kriz ortamında federasyon başkanının hiçbir şey olmamış gibi koltuğunda kalması, futbol kamuoyundaki güven sorununu daha da büyütüyor. Türk futbolunun bugün ihtiyacı koltuğu koruma refleksi değil, şeffaflık ve yeniden güven tesisidir.
Fenerbahçe cephesinden bakıldığında ise bu gelişmelerin yarattığı rahatsızlık çok daha anlaşılırdır. Sarı-lacivertli kulüp yıllardır hakem kararları, atamalar, standart farklılıkları ve yönetim anlayışı nedeniyle mağdur edildiğini defalarca dile getirdi. Bu iddiaların her biri ayrı ayrı tartışılabilir; herkes aynı görüşte olmak zorunda değildir. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, geçmişte yapılan itirazların “bahane”, “algı” ya da “yenilgiyi hakeme bağlama” cümleleriyle kolayca geçiştirilemeyeceğini gösteriyor.
Fenerbahçe’nin istediği ayrıcalık değil, aynı pozisyona aynı kararın verilmesidir. Bir takımın milyonlarca taraftarı, yıllarca “neden benzer pozisyonlarda farklı düdük çalınıyor?” diye soruyorsa, buna verilecek cevap küçümseme değil denetim olmalıdır. Şimdi hakemlik kurumunun kalbine kadar uzanan bir adli soruşturma varken, geçmiş sezonlardaki tartışmalı maçların ve atama süreçlerinin en azından sportif açıdan yeniden değerlendirilmesini istemek son derece meşrudur.
Yasin Kol konusu da bu nedenle sembolik bir önem taşıyor. Kamuoyunda öne çıkarılan, kritik maçlarda görev verilen ve ligin üst düzey hakemleri arasında gösterilen bir ismin bugün böylesine ağır bir suçlamayla tutuklanmış olması, hakem değerlendirme ve terfi sisteminin nasıl işlediği sorusunu kaçınılmaz hâle getiriyor. Kim hangi hakemi hangi ölçüte göre yükseltti? Hangi performans notları esas alındı? Atamalarda hangi mekanizma çalıştı? Bu soruların cevabı yalnızca federasyonun iç raporlarında kalamaz; kamuoyu açık ve denetlenebilir bilgi bekliyor.
Daha önemlisi, federasyonun bugüne kadarki hamleleri artık “krizi yönetme” görüntüsünden çıkıp “kurumu yeniden kurma” iradesine dönüşmelidir. Hakem atamalarının, performans puanlarının, VAR değerlendirmelerinin ve disiplin süreçlerinin bağımsız denetime açılması gerekiyor. Gerekiyorsa geçmiş sezonlara ilişkin hakem-atama verileri ve değerlendirme raporları da incelenmelidir. Çünkü adalet yalnızca sağlanmakla kalmamalı, sağlandığı toplum tarafından da görülmelidir.
Fenerbahçe’nin yıllardır dile getirdiği mağduriyet iddialarına federasyon yönetiminin yeterince güçlü ve ikna edici cevap verememiş olması da bugün daha ağır biçimde sorgulanmalıdır. Eğer bir kulüp sürekli aynı konuda itiraz ediyor, milyonlarca insan futbolun adaletine güvenmediğini söylüyor ve sonunda hakemlik sistemi adli soruşturmaların konusu hâline geliyorsa, artık “sahada olur böyle şeyler” denemez.
Türk futbolunun marka değerini yabancı hakem getirerek, yeni kurul oluşturarak ya da birkaç ismi değiştirerek kurtaramayız. Asıl ihtiyaç güvenilir kurum, hesap verebilir yönetim ve herkese eşit uygulanan kurallardır. Bugün yaşananlar bize şunu gösteriyor: Sorun sadece düdüğü çalanlarda değil, o düdüğü kimin eline verdiğinde, nasıl denetlediğinde ve hata olduğunda hesabı kime sorduğundadır.
Bu nedenle TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun önünde iki yol vardır: Ya tüm sürecin idari ve sportif sorumluluğunu üstlenerek Türk futbolunun önünü açacak bir yönetim değişimine imkân vermek ya da kamuoyuna, neden görevde kalması gerektiğini somut, şeffaf ve ikna edici biçimde anlatmak. “Ben bilmiyordum” ya da “soruşturmayı yargı yürütüyor” türünden savunmalar, kurumsal sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Futbol yalnızca 90 dakika değildir. Futbol, milyonlarca insanın adalet duygusuna dokunan büyük bir toplumsal alandır. Bir ligin şampiyonuna, düşen takımına, Avrupa’ya giden takımına ve milyarlarca liralık ekonomik değerine karar veren sistemin üzerinde en küçük bir şüphe dahi kalmamalıdır.
Bugün yapılması gereken Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı, Beşiktaş’ı ya da başka bir kulübü savunmak değil; futbolun kendisini savunmaktır. Fenerbahçe’nin yıllardır yükselttiği itirazları da bu nedenle yeniden, önyargısız biçimde dinlemek gerekir. Çünkü bir kulübün yıllarca “adalet istiyoruz” diye haykırdığı bir düzende, hakemlik kurumunun tepesinin böylesi bir soruşturmayla sarsılması herkesi düşünmeye mecbur bırakmıştır.
Artık soru şu değildir: “Bu hafta hangi hakem hata yaptı?”
Asıl soru şudur: “Bu sistemi kim kurdu, kim yönetti, kim denetledi ve şimdi hesabını kim verecek?”
Türk futbolunun geleceği, işte bu soruya verilecek cevaba bağlıdır.