Bazı okullar vardır...
Sadece ders yapılan binalar değildir.
Bir şehrin hafızasıdır.
Bir neslin hatırasıdır.
Bir kentin eğitim kültürünü, kimliğini ve geleceğini temsil eder.
Elazığ Atatürk Lisesi de işte böyle bir okuldur.
24 Ocak depreminde ağır hasar aldı ve güvenlik gerekçesiyle boşaltıldı. O gün hiç kimse buna itiraz etmedi. Çünkü insan hayatı her şeyden önce geliyordu. Elazığlıların beklentisi ise son derece makuldü:
Yıkılan okulun yerine yenisi yapılacak, öğrenciler kısa sürede yeniden yuvalarına kavuşacaktı.
CHP Elazığ Milletvekili Sayın Gürsel Erol'un girişimleriyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yeni okul yapılacağı açıklandı. Bu gelişme şehirde memnuniyetle karşılandı. Çünkü mesele siyaset değil, eğitimdi.
Mesele beton değil, çocuklarımızın geleceğiydi.
Ancak aradan geçen zaman, beklentilerle gerçekler arasındaki mesafeyi giderek büyüttü.
Bugün geriye dönüp baktığımızda tam altı yılın geçtiğini görüyoruz.
Altı yıl...
Bir öğrencinin ortaokulu bitirip üniversite sıralarına oturabileceği kadar uzun bir süre.
Deprem olduğunda ortaokul öğrencisi olan çocuklar bugün üniversiteli.
Deprem olduğunda lisede okuyan gençler mezun olmuş, hayatın farklı aşamalarına geçmiş durumda.
Bir nesil değişti.
Ama Atatürk Lisesi tamamlanamadı.
Bu süreçte müteahhit değişti.
Süreç uzadı.
Çeşitli gerekçeler ortaya konuldu.
Fakat Elazığlı vatandaşın gözünden bakıldığında değişmeyen tek gerçek var:
Altı yıldır tamamlanamayan bir okul.
Açık konuşalım...
Bir okulun altı yılda tamamlanamaması normal değildir.
Kabul edilebilir de değildir.
Çünkü burada kaybedilen yalnızca zaman değildir.
Burada kaybedilen şey, verilen sözlere duyulan güven duygusudur.
Bugün ise yeni bir dönemin içerisindeyiz.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde yaşanan yönetim değişikliğinin ardından Elazığ'ın beklentileri daha da yükselmiştir. Çünkü artık vatandaş sonuç görmek istemektedir.
Açıklama değil.
Gerekçe değil.
Vaat değil.
Sonuç.
Tam da bu noktada gözler Ankara'ya çevrilmektedir.
Daha doğrusu Elazığ'ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil eden AK Parti milletvekillerine...
Buradan açık ve samimi bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Sayın milletvekilleri, Elazığ artık bu konuda sizi daha güçlü görmek istiyor.
Çünkü sizler yalnızca seçim dönemlerinde vatandaşın oyuna talip olmak için değil, Elazığ'ın sorunlarını çözmek ve verilen sözlerin takipçisi olmak için seçildiniz.
Bugün Atatürk Lisesi meselesi sıradan bir yatırım konusu değildir.
Bu mesele Elazığ'a verilen sözlerin meselesidir.
Bu mesele Ankara'daki temsil gücümüzün meselesidir.
Bu mesele çocuklarımızın geleceğinin meselesidir.
Bu nedenle vatandaşın beklentisi son derece nettir:
Süreci yakından takip edin.
İlgili kurumlarla görüşün.
Karşılaşılan sorunların çözümü için inisiyatif alın.
Kamuoyunu düzenli olarak bilgilendirin.
Ve en önemlisi, Atatürk Lisesi'ni bir an önce Elazığlı öğrencilerin hizmetine kazandırın.
Çünkü altı yıldır bekleyen bir şehrin artık yeni mazeretlere tahammülü kalmamıştır.
Elazığ halkı bugün haklı olarak şu soruyu soruyor:
"Atatürk Lisesi'nin tamamlanması için milletvekillerimiz hangi somut adımları atıyor?"
Bu sorunun en güçlü cevabı ise açıklamalarla değil, tamamlanan bir okul binasıyla verilecektir.
Kesilecek bir açılış kurdelesiyle...
Sınıflarına dönen öğrencilerle...
Yeniden çalacak olan ders ziliyle...
Elazığ artık yeni vaatler duymak istemiyor.
Yeni tarihler duymak istemiyor.
Yeni mazeretler dinlemek istemiyor.
Bu şehir okul bahçesinde koşan öğrencileri görmek istiyor.
Koridorlarında yankılanan ders zilini duymak istiyor.
Atatürk Lisesi tabelasının yeniden yerinde durduğunu görmek istiyor.
Çünkü bir şehrin geleceği nutuklarla değil, eğitimle inşa edilir.
Ve Elazığ'ın geleceği altı yıldır bekliyor.
Bugün mesele ne CHP'nin meselesidir ne AK Parti'nin.
Bugün mesele Elazığ'ın meselesidir.
Bugün mesele çocuklarımızın meselesidir.
Bu nedenle gözler hem sürecin bütün muhataplarında hem de Ankara'da Elazığ'ı temsil eden milletvekillerimizin üzerindedir.
Elazığ sabırla bekledi.
Veliler sabırla bekledi.
Öğrenciler sabırla bekledi.
Ama artık yeter.
Şimdi Atatürk Lisesi'ni tamamlama zamanı.
Şimdi verilen sözleri yerine getirme zamanı.
Şimdi mazeret değil, icraat zamanı.
Şimdi söz değil, sonuç zamanı.