Her Cumhuriyet Bayramı’nda hatırlarım: Bir gün önceden sınıfımızın duvarlarını, pencerelerini Türk bayrakları ile süslediğimizi, krepon kâğıtları ile kedi merdiveni yapıp astığımızı, el işi kâğıtlarını keserek yaptığımız süsleri camlara yapıştırdığımızı, sınıfın arka duvarındaki dört mevsim resimlerinin üzerine astığımız rengârenk akordiyon şeklindeki süsleri… Öğretmenim, diğer sınıfları da süslemek için yardıma çağırırdı. El birliği ile bayrama hazırlık yapardık.

Tunçtan zil her çaldığında sıralarda oturup öğretmeni beklerken, “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” diyen Atamızın sözünü kara tahtaya beyaz tebeşirle yazdırmıştı.

Sıralarda otururken içeri girse, Atamız karşımızda olsa ne yapardık acaba? Kara tahtaya ne yazardık? Yılmadan bağımsızlık için savaştığımızı, sıralarda otururken Türk bayrağını yüreğimizdeki göndere çektiğimizi… Ay yıldızı her defterimize çizerken ne anlatacaktık Atam sana!

“Cumhuriyet ne?” diye sorsa ne diyecektim sesim titreyerek? Küçük bir kız çocuğu sana ne anlatacaktı Atam? Öğretmen içeri girerken ayağa kalkardık; Atam girdiğinde ne yapacaktık? Çarpım tablosunu mu ezbere okuyacaktık, okuma parçasını mı okuyacaktık, yoksa kendi yazdığımız bir şiiri mi? Nasıl teşekkür edecektik?

Hiç yılmadan Türk halkına inanarak bu bağımsızlık savaşını kazanmayı nasıl da aklına koymuştu. “Bağımsızlık benim karakterim.” derken Türk halkının duygularına tercüman olmuştu.

1 Kasım 1928… Bu tarihi hiç unutmuyordum. Diğer inkılapların, devrimlerin gibi… Çünkü Türk alfabesinin kabul tarihiydi. Türk alfabesi olmasaydı şimdi bunları nasıl yazacaktım, nasıl kolaylıkla okuma yazmayı öğrenecektim?

Uzakları gören mavi gözler şimdi olsaydı da bu yazılarımı okusaydı. Bayrakların nasıl inmediğini, bir karış toprağımızı nasıl kimselere vermediğimizi, emaneti nasıl da koruduğumuzu, bilimin ışığında nice gençlerimizin aydınlık yolda yürüdüğünü, “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen…” derken bize bıraktığın emanete nasıl da gözümüz gibi baktığımızı anlatırdım sana.

Artık kadınlarımız okuyor; pilot, hâkim, öğretmen, doktor oluyor. 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda tüm dünya çocuklarını, 19 Mayıs Gençlik Bayramı’nda pırıl pırıl gençleri göreceksin.

Türk halkına Cumhuriyet yakışır; biliyordun sen. Sen sınıfımıza gelseydin sana kendi fabrikalarımızı kurduğumuzu, artık bağımsız bir Türkiye olduğunu anlatırdım. Türk kadını savaşta sırtında mermi taşırken nasıl da vatanına, milletine bağlıysa şimdi de vatanına sahip çıkan güçlü bir Türk kadını var.

Sen sınıfımıza geldiğinde siyah önlük, beyaz yakalıkla seni Türk bayrağıyla karşılardık. Yıldızlı pekiyi aldığım defterimi, bayraklarla süslenmiş resim defterimi, İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere okuduğumu, el yazısı defterime hokkalı kalemle yazdığım “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü gösterirdim. Belki benim defterime de “Vatan sana emanet.” yazardın.

İyi ki Cumhuriyet Bayramı’mız var, iyi ki Türkiye Cumhuriyeti’miz var. Türk alfabesiyle, Türk kültürü ile seni anlatacağım bizden sonraki nesillere. Kalemim hep bağımsız Türkiye’nin başarılarını yazacak…