Tutarsız açıklamalar şampiyonu ABD Başkanı Trump, aynı zamanda güçlü lider algısı yaratma peşinde. İran’a geri adım attıramadığı için saldırılarını sürdürüyor. İran, karşılık olarak Irak, Suriye, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün Umman ve Suudi Arabistan’daki ABD’nin askeri tesislerini, ABD deniz kuvvetleri filosunu, lojistik merkezleri, hava üssünü, radar tesislerinin konuşlandığı yerleri vurmaya devam ediyor.

Yemen Orta Doğu’nun en yoksul ülkelerinden biri. Husiler diye devlet dışı silahlı güçler mevcut Yemen’de. Husiler İran’ın stratejik müttefiki.

Son günlerde Suudi destekli güçlere ve yerel karşıtlarına yönelik askeri faaliyetler sürdürüyor.

​Bilindiği gibi Türkiye, Ağustos 2026’da Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir Ortak Savunma Anlaşması imzaladı. 21 Eylül 2026’da ise Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Yemen’deki Husiler’in Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğüne saldırdığını belirterek, “Cumhurbaşkanımız sözünün eridir.Suudilerin askeri ihtiyaçlarını karşılamakta bir sıkıntımız olmaz” dediğine ilişkin haberler yer aldı basında.

Doğrusu haberi okuyunca içime bir sızı oturdu. Bir zamanlar Harputlu, ana, baba, sevgili ve evlatların çektiği acıların, özlemlerin, hasretin ve umutsuz bekleyişin dili olan Yemen Türküsünün şu dizeleri döküldü düşüncelerime:

“Kışlanın ardını duman bağladı, Analar babalar kara bağladı, Yemene gidene herkes ağladı. Havada bulut yok bu ne dumandır, Mahallede ölüm yok bu ne şivandır, Şu Yemen elleri ne de Yamandır.”

1904 yılında isyanlar diyarı Yemen’de tekrar isyan çıkar. Osmanlı Devleti 1905 yılında isyanı bastırmak için Yemen’e asker göndermeye karar alır. Yurdun her tarafından ve de El Aziz ve çevresinden binlerce asker gönderilir. Harputlu İzzet Paşa, cami çıkışında, toplanan halka yaptığı konuşmada altı çocuklu ailelerden dört, dört çocuklu ailelerden ise iki kişinin askere alınacağını ve her haneden muhakkak asker çıkacağını söyler. Halk çok iyi bilir ki Yemen’e gitmek geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Buna rağmen pek çok genç gönüllü olarak askere yazılır ve Harput ve çevresinden toplanan kuvvetler dualar eşliğinde Yemen’e uğurlanır. El Aziz’den gidenler dağ tepe demeden sürekli yürüyerek İskenderun limanında yük gemilerine bindirilir. Diğer taburlar ise Halep ve Hama üzerinden yürüyüşe devam ederek Akabe limanına gelirler. Akabe’de gemilere bindirilen askerler Süveyş Kanalı’nı ve Kızıl Deniz’i geçerek Aden’e ulaşırlar. Zorlu yürüyüş sırasında çok sayıda asker dağları aşarken, pek çok asker de deniz yolculuğu sırasında gemi ambarlarında hayatını kaybeder. Taburların Aden’den Sana’ya ilerleyişleri de olaylı geçer. Osmanlı askerleri isyancıların saldırısına uğrar, askerin erzakı çalınır, açlık başlar. Sana’da ağır çatışmalar olur, askerler bir yıl önce Osmanlı Devleti tarafından gönderilen silahlarla vurulur. Yemen Savaşı’nda Osmanlı Devleti 30000 askerini şehit verir. Hayatta kalan askerlerle mücadelesine devam eden Harputlu kahraman Ahmet İzzet Paşa da nihayetinde şehit düşer. 1911’de Osmanlı Devleti ile İmam Yahya arasında barış anlaşması imzalanır. Yemen’deki askerler Mekke’ye gelerek, Mekke’deki Osmanlı birliğine katılır…

Yani Yemen savaşı Türkler için bir tarih acısıdır. Dolayısıyla karar alan yetkililerin, Türkiye’nin tarihini iyi değerlendirmesi, geçmişten ders çıkarması gerekir.

Konunun uzmanları tarafından, Yemen’in bir bataklık olduğu, 1962’de Yemen’e giren Mısır’ın da 1970’de ağır kayıplar vererek çekildiğini belirtiliyor. Ayrıca Trump’ın, seçimler yaklaşırken bir başarı hikayesine ihtiyacı olduğu, Türkiye’nin ABD’nin oyununa gelmemesi gerektiği vurgulanıyor.

Sonuç olarak bu savaş Türkiye’nin savaşı değil, Türkiye kesinlikle bu savaşın dışında kalmalıdır!