Bilindiği gibi bir süre önce Vanlı Kara Haydar lakaplı birinin kendi düğününde geline kilolarca altın taktığı gündeme gelmiş, söz konusu kişi hakkında yayınlanan yazılarda, yaklaşık 2.5 milyar TL gibi bir kara para aklamadan söz edilmişti. Şaşırtıcı derecede kilolarca altın takılarla donatılmış gelin ise TV kanallarından izletilmişti.

Adı geçenin, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlamasıyla tutuklandığı önce Elazığ T tipi ceza infaz kurumuna getirildiği sonra da yüksek güvenlikli ceza infaz kurumuna alındığı belirtiliyor.

Aslına bakarsanız elbette ki toplum için tehlikeli bireylerin ortamdan uzaklaştırılması, mahkûm edilmesi, denetlenmesi, cezasını çekmesi ve adaletin sağlanması çok önemlidir. Ancak hapishane kavramı, toplum üzerinde olumlu etkisi olmayan, suç ve korku çağrışımı yapan itici bir kavramdır. Ayrıca hapishanelerin yapımı, güvenliğinin sağlanması, mahkûmların iaşesi ve bakımı toplumun ödediği vergilerden karşılanmaktadır. Yani bu kaynaklar eğitim veya sağlığa aktarılabilecekken cezalandırma sistemine harcanmaktadır.

Kaldı ki toplumun güvenliğini sağlamak, sadece suç işlendikten sonra cezalandırmakla sınırlı değildir zirasuçun ortaya çıkışını önleyici önlemler almak devletin en temel görevleri arasındadır.

Türkiye’de son 10 yılda suç oranlarının yüzde 108 arttığı, 280'den fazla yeni ceza infaz kurumu açıldığıbelirtiliyor. Suç oranlarının artmasının, adaletin zamanında tecelli etmemesi, infaz indirimi ve denetimli serbestlik uygulamalarının yanı sıra yüksek enflasyon, işsizlik, derinleşen yoksulluk ve eğitimde kalitesizlik, fırsat eşitliğinin ve yeterli sosyal desteğin sağlanamaması gibi pek çok nedeni mevcut. Ayrıca yargı sisteminin siyasallaşması ile muhalif belediye başkan ve görevlilerine ve de gerçekleri haber yapan gazetecilere yönelik daha katı ve cezalandırıcı bir tutum takınıldığı, "çifte standart" uygulandığı da biliniyor. Bütün bunların, özellikle geleceğe dair umutsuzluk içindeki genç nüfus arasında suça yönelimi artırdığı belirtiliyor.

Öte yandan ülkemiz o hale geldi ki basında, çok sayıda uluslararası suç örgütü lideri, yöneticisi ve üyesinin başta İstanbul olmak üzere çeşitli kentlerde yakalandığına ilişkin haberler yayınlanıyor.

Dolayısıyla suç işleme oranının en düşük seviyeye düşürülmesi gerekmektedir. Aksi halde hapishane kavramının, suçları önlemek yerine toplumsal sorunları derinleştiren suçu besleyen bir döngü haline gelmesi kaçınılmazdır.

Umarım devlet gerekli önlemleri alır, hapishaneleri, dışlama, eziyet etme, baskı uygulama, kötü alışkanlıklar edinme, bazı mahpuslara paye verme merkezleri olmaktan kurtarır. Devletten beklenen, bu insanların, dürüst bir yaşam sürmelerini sağlayıcı, yararlı yetenekler kazandırıcı temel görevlerini yerine getirmesidir.

Şimdi Van’da yargılandıktan sonra Elazığ’a getirilen Kara Haydar’ın kapatıldığı yüksek güvenlikli Elazığ hapishanesine gelelim. Elazığ Turan Gazetesi’nde yayınlanan bir haberde, Elazığ hapishanesi için, “Doğunun Silivrisi” benzetmesi yapılmış.

Bilindiği gibi hangi şehirlere ve bölgelere yeni hapishane yapılacağına Adalet Bakanlığı ve ilgili diğer kamu kuruşları, stratejik, teknik, coğrafi ve hukuki birtakım kriterlere göre karar vermektedir. 2016’da hizmete giren yüksek güvenlikli ceza infaz kurumunun Elazığ’da yapılmasında da bu kıstaslar gözetilmiştir.

Bununla birlikte Elazığ’da yapılmasının önemli iki nedeni olduğunu düşünüyorum. Elazığ Doğu ve Güney Doğu Bölgelerinin kesişme noktasında ve ulaşım açısından en gelişmiş kent. Hapishane yapımı için diğer önemli kriter ise coğrafi açıdan uygun ve geniş bir arazinin bulunması. Görülüyor ki biat kültürüne sahip Elazığ için hapishaneye arsa bulunması hiçte zor olmamış.

İstanbul Silivri Cezaevi yıllar boyu pek çok tanınmış üst düzey asker, siyasetçi, hak savunucusu ve iş insanın yargılanma süreçlerinde ve sonrasında kaldığı ünlü bir hapishane. Günümüzde ise aynı hapishane, İBB başkanı Ekrem İmamoğlu ve muhalif ilçe belediye başkanları ve görevlilerinin daha suçları kesinleşmeden, gece baskınlarıyla evlerinden alınıp, yargı sopasıyla cezaevine kapatılmaları ile gündemden düşmüyor.

Dolayısıyla bir benzerinin de Elazığ’da yapılması planlı bir yatırım olabilir. Kaldı ki Tunceli, Van, Diyarbakır gibi Doğu ve Güney Doğu illerinden ve de kesişim noktasında ki Maraş’tan ünlü suçluların, Elazığ’a getirilerek cezaevine kapatılması da gösteriyor ki Elazığ Hapishanesi, “Doğunun Silivrisi” olması düşüncesiyle yapılmıştır.

Ne var ki şahsım adına diyebilirim ki ben anılarımın beşiği Elazığ’ın, tarihi, kültürü, ahlakıyla anılmasını, Elazığ’a, hapishane yerine, üretimini değerlendirici, halkın yaşam kalitesini iyileştirici yatırımlar yapılmasını isterim.

Doğrusu ben bir hapishanenin önünden bile geçsem içim kararır!