İlkokula 1948-49 ders yılında başladım. O yıllarda Elazığ’ın sayılı caddelerinden olan İstasyon Caddesi’ndeki Atatürk İlkokulu, şehrin merkezindeki konumu nedeni ile Elazığ’ın sayılı gözde ilkokullarından biriydi. Ancak okulu ayrıcalıklı kılan sadece konumu ve binasının mimari özelliği değil aynı zamanda nitelikli eğitim kadrosuydu. Beş yıl süreyle öğretmenim olan Mahmut Coşkun, Cumhuriyetin kalkınmaya yönelik nitelikli okulları olan Köy Enstitüsü mezunuydu. Konuları açıklayarak anlatır, öğrencide öğrenme ve soru sorma isteği yaratırdı. Öğrenmeye ve daha çok çalışmaya özendirir, öğrencinin başarılı olduğu derslerde yeteneğini fark etmesini sağlardı. Öğrenciler arasında fark gözetmez herkese insani yaklaşırdı. Mahmut Coşkun’un müstesna bir öğretmen ve iyi bir insan olduğunu bugün daha iyi anlıyorum.

Üçüncü sınıftaydım, günlerden bir gün sınıfımızın kapısı açıldı, Başöğretmenimizin eşliğinde Maarif Müdürü ve Elazığ Valisi sınıfa girdi. Öğretmenimiz gelenleri saygıyla karşıladı, aralarında kısa bir konuşma geçti. Sonra bana bakarak, “Aç defterini yazdığın kompozisyonu oku” dedi. O sırada dersimiz Türkçe değildi, şaşırmıştım. Bir gün önce sınıfta bir kompozisyon yazdırmış, sonra da tek tek tüm öğrencilere yazdıkları kompozisyonu okutmuştu. En güzel kompozisyon benimki seçilmiş, alkış almıştım. O kompozisyonumu okumamı istediğini anladım. Telaşla defterimi açtım ve yazdıklarımı heyecanla okudum. Valinin, Maarif Müdürünün ve Başöğretmenimiz eşliğinde arkadaşlarım beni bir kez daha alkışladılar. Vali Bey, “Sen kimin kızısın? Baban ne iş yapıyor?” diye sordu. “ Mustafa Anagür’ün kızıyım, babam tüccar” diye yanıtladım. Sonra babacan tavrıyla babamın dükkânının yerini sordu. Ardından öğretmenimizin elini sıkarak sınıftan ayrıldılar. Akşam babam eve geldiğinde, bana daha bir sıcak, daha bir sevgiyle baktığını fark ettim. Sonra Valinin okulumuzdan çıkınca babamın dükkânına gittiğini, benden söz ettiğini, “Bu çocuğu okutun” dediğini anlattı. Görüldüğü gibi o yıllarda genç cumhuriyetimizin yetiştirdiği, insani erdemlerle donanmış, nitelikli ve yurtsever gerçek öğretmenler ve gerçek devlet adamları vardı. O değerli Valiyi ve Öğretmenim Mahmut Coşkun’u saygı ve minnetle anıyorum.

O yıllarda her pazartesi okula girişte ve her cuma okuldan çıkışta tüm öğretmen ve öğrenciler toplanır İstiklal Marşı okunurdu. Öğrencilerden biri bayrak tutardı. Bayrağı tutan öğrencilerin havasından geçilmezdi. Son sınıfa gelmiştik, bir gün öğretmenime “Öğretmenim bayrağı ben de tutmak istiyorum” dedim. Cuma günü son derse girdik, öğretmen yanıma geldi, “Bayrağı bugün sen tutacaksın, git bayrağı al” dedi. Heyecandan dakikalar geçmek bilmedi, ders sonuna doğru, “Sen çık” dedi. Gittim, bayrağı henüz kimse almamış, bayrağı okşayarak aldım, kapıya gittim bekledim, zil çaldı, öğrenci ve öğretmenler çıkınca bayrağı alıp çıktım. İstiklal marşı okundu, sonra bayrağı sardım yerine bıraktım. O gün dünyalar benim olmuştu.

Dördüncü sınıftaydım tabiat bilgisi dersinde hoca dersi bana anlattırdı. Anlattım, “aferin” dedi. Birkaç gün sonra teneffüslerin birinde öğretmenler odasının önünden geçiyordum kapı açıktı. Öğretmenim gülerek beni çağırdı. Bütün öğretmenler orada, bana “Tabiat bilgisi dersinde anlattıklarını, öğretmenlerine de anlat” dedi. Nasıl etkilenmişsem bugüne kadar unutamadığım şu cümle ile başladım. “Çekül doğrultusu, yer çekimi istikametinde uzanan bir hattır, yerin merkezinden geçer…” Öğretmenlerden sevecen yüz ifadeleri içinde aferinler aldım, sınıfıma gittim. İşte Mahmut Coşkun böyle bir öğretmendi…

​Yıl 1952 olmalı. Kore Savaşında, Kunu-ri Muharebesi’nde destan yazan Elazığlı Albay Celal Dora, Elazığ’a dönüşünde okulumuza da geldi. Öğretmenimiz önce sınıfta kısaca Kore Savaşı hakkında bilgi verdi, Elazığ’dan da Kore Savaşına pek çok asker gittiğini anlattı. Sonra da Elazığlı Albay Celal Dora’nın savaşta kahramanca savaştığını, savaştan döndüğünü, Elazığ’da olduğunu ve okulumuzu ziyarete geldiğini söyledi. “Okulun bahçesinde hep birlikte fotoğraf çektireceğiz, sıraya girin, dışarı çıkın” dedi. Bahçeye çıktık, diğer sınıflarda çıkmıştı, sınıf düzeninde yerimizi aldık ve bu güzel fotoğraf çekildi. Solda en önde baştan ikinci ben, sol yanımda sıra arkadaşım Yurdagül Sütlüpınar(İstasyon Müdürünün kızıydı), sağ yanımda diğer sıra arkadaşım Öktem Tanyolu (Sınıfın en çalışkan ve zeki öğrencisiydi, liseyi bitirinceye kadar adı iftihar listelerinden hiç inmedi). Ne yazık ki diğer arkadaşlarımın adlarını anımsayamıyorum ama hepsine selem olsun. Sol başta ayakta üç bayan öğretmenden sonraki erkek öğretmen bizim öğretmenimiz Mahmut Coşkun. Elinde çiçekler olan Albay Celal Dora ve yanında Elazığ Valisi.

Mekânın cennet olsun öğretmenim Mahmut Coşkun.

Ruhun şad olsun o yılların değerli ve gerçek devlet adamı, Elazığ Valisi.

Nurlar içinde uyu Kore’de destan yazan kahraman, Türkiye’nin ve Elazığ’ın gururu Albay Celal Dora.