Dış politikada amaç, ulusal çıkarların ve ülkenin bekasının korunmasıdır. İzlenen diplomasinin tutarlı ve öngörülebilir olması gerekir. Devletin dış politikasını belirlemek, uygulamak ve uluslararası ilişkileri yürütmek, liyakat ve kariyer temelleri üzerine Dış İşleri görevli ve yetkililerince yürütülür. Ne var ki AKP iktidarı ile birlikte kariyer diplomatların, uzun yıllar çalışarak gelebilecekleri en üst makamlara ve dış görevlere dışarıdan yandaş isimler atandı ve tam yetkili ve hesap verme yükümlülüğü olmayan Cumhurbaşkanı kararlarıyla Türk dış politikasında ulusal çıkarlara uygun olmayan süreçler yaşandı.
Bu bağlamda 2011’de başlayan Suriye iç savaşında, Şam yönetimiyle tüm diplomatik bağlar koparıldı, Türkiye’nin sınır güvenliği tehlikeye atıldı, sınır hattında PKK/YPG’ye zemin hazırlandı. Türkiye’ye ağır bir yük oluşturan milyonlarca Suriyeli sığınmacı Türkiye'ye geldi, Türkiye’nin demografik yapısı değişti.
2013 yılında Mısır’da Muhammed Mursi'nin askeri darbeyle devrilmesi sırasında Türkiye, Müslüman Kardeşler lehine sert ve keskin tavır aldı. Mısır’la diplomatik ilişkiler koptu. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları paylaşımında Türkiye'nin aleyhine sonuçlar doğurdu. Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile ittifak kurarak Türkiye'yi bölgede diplomatik olarak izole etti. Mısıra yapılan ihracat olumsuz etkilendi.
2017'deki Katar krizinde Türkiye yine ideolojik davrandı. Katar'ın yanında yer aldı, Müslüman Kardeşlere destek verdi. Böylece Riyad yönetimiyle ilişkiler gerildi. Suudi Arabistan tarafından, Türk mallarına yönelik gayri resmi boykot uygulandı. Bu durum Türk ihracatçısını ve ekonomisini doğrudan olumsuz etkiledi.
Yıllar sonra yapılan üst düzey ziyaretlerle Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkiler düzeltilmeye çalışıldı.
Türkiye’de yaşanan demokratik gerileme, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularındaki eleştiriler, AB ile üyelik müzakerelerini fiilen durma noktasına getirdi. AB ile ilişkiler, tam üyelik hedefinden uzaklaşarak dönemsel kriz yönetimine ve mülteci pazarlığına indirgendi. Türkiye, Avrupa'ya yönelik sığınmacı akınını durduran bir "tampon bölge" konumuna getirildi. Doğu Akdeniz ve Ege'deki krizlerde AB üyeleri Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın arkasında durdu. Türkiye AB içinde diplomatik olarak zemin kaybetti.
Şimdi komşumuz Yunanistan’a gelelim. Yunanistan özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra sistematik bir şekilde adaları silahlandırmaya başladı. 2020’den sonra ise Lozan Barış Antlaşması gereği, Ege Denizi'ndeki bazı adaların silahsız kalması gerekirken Yunanistan, adaları silahlandırdı ve hava savunma sistemleri yerleştirdi. Ayrıca Fransa, ABD ve İsrail ile Türkiye’ye karşı stratejik savunma işbirliklerini artırdı. Türkiye sınırlarına silahlar yerleştirdi, son olarak da yine Türkiye’ye karşı İsrail ile silah desteği anlaşması imzaladı. İşte bu şartlarda Türkiye, Lozan Antlaşmasına ve Anayasanın ilgili maddelerine aykırı olarak, Rum Ortodoks azınlığının, devlet denetimi dışında Ruhban Okulunu açmasına izin verdi. Üstelik
Batı Trakya’daki Türk azınlık sürekli olarak hak ihlalleri ile karşı karşıya iken!...
AKP iktidarının dış politikada izlediği hayırseverliği de anlamak mümkün değil!.. Türkiye, ülkesi ekonomik kriz yaşarken Kırgızistan’ın, 2024-25 yıllarına ait 62,3 milyon dolarlık dış borçlarını sildi. Benzer şekilde 2011 yılında da Kırgızistan'ın borcu Türkiye tarafından silinmişti. Türkiye başta Sudan olmak üzere, Somali, Endonezya, Sri Lanka ve Pakistan vb. ülkelere yardımlar yaptı, konut, okul, ibadethane ve sağlık merkezleri açtı. Ne var ki bu ülkelerin hiç biri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımadı…
Hepsi bu kadar da değil! Temmuz 2026'da ormanlarımız cayır cayır yanarken, ekonomileri bizden çok iyi olan İspanya ve Fransa'ya toplam dört adet yangın söndürme uçağı gönderildi. Türkiye’deki yangınları söndürmek için ise yurt dışından uçak kiralandı.
Değerli okurlar ülkemizin dış politikasına ilişkin bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedim, değerlendirilmesini sizlere bırakıyorum!..