HELE Bİ GIVIRAM

​Diyim ki bu hafta da ben bi gıvıram, çark edem. Hep eleştirecek değiliz ya! İyi şeyler olise onları da görek, değil mi? Peki o zaman gıvırma sebebim ne?
​Bilisiz işte, önceki yıl başlayan ve sanayi esnafını bayram ettiren "alt yapı" yılı yaşamıştık. Neyse işte, alt yapı yılını atlatıp asfalt yılına girdik. Elazığ'da da artık yıllar Çin yılları gibi (ejder yılı, yılan yılı...) olmaya başladı.
​Bu sene de asfalt yılı ilan edilip yıla tam gaz girilince yollarımız kaymak gibi asfalt olmaya başladı. Yokuş aşağı inerken vitesden bi atim, arabam yağ gibi kayıp gidi artık. Ufak ufak kortikler de kaybolmaya başladı. İnşallah en kısa zamanda şehrin tamamı da kaymak gibi asfalt olacak.
​İşte tüm bu yaşananlardan dolayı bu hafta kıvırdım; çark edip belediyeye bir alkış gönderim. Daha kalkıp demeyesiz "Bu adam da sanki şartlanmış ve her zaman eleştiri." Görisiz işte, yeri geldiği zaman güzel işleri görüp övik de.
​Bu arada sanayi esnafına da üzüldüğümü belirteyim; asfalt serildikçe işleri duracak gibi.
​Not: Yazımdan dolayı beni herhangi bir mahallenin muhtarı zannetmeyesiz!

*****

BAHÇE BİZDEN, BOHÇA SİZDEN

​Elazığ’da yıllardır söylenen ve en çok hoşuma giden sözlerden biridir. 50 senedir bahçesi olup da bahçe işleriyle uğraşan biri olduğum için yaz gelir gelmez bu sözü kullanıp zarf atmaya başlim: "Hadi buyurun bahçemize gelin ama eliz boş gelmeyin" demek için "Bahçe bizden, bohça sizden" sözünü devreye sokim.
​Çağrıma kayıtsız kalmayıp bohçasını alan arkadaşlar da sağ olsun kopup geliler. Genelde cumartesi pazar tercih edildiği için bazen bohçasını alıp gelmek isteyenler çakışiler. En çok korktuğum olay da bu çakışma olayı. Geçenlerde gene bir çakışma oldu. Gömme yedirmek isteyenle, tepside Adana yedirmek isteyen çakıştı. Allah'tan anlayışlı insanlardı. Hemen sıraya koyup bahçeyi ayarladım ve sırayla bohçalarını alıp geldiler.
​Yavaş yavaş güz aylarına girdik. Eylül sonunda bahçe sezonu kapanacak. İşte o zaman ne halt edecem bilmim. Korkam bu sefer de tersi ola, "Bohça benden, ev sizden" günleri başlaya. Anlayacağınız yediğim hurmalar beni tırmalaya.

*****

FİŞNE DONDURMAMIZ VE GELİNİMİZ

Sen kalk, git ta Tokat'tan bir hanım bul, al, getir, nikahı kıy, evinin sultanı yap, telefona "Aşkım" diye kaydet, etrafında pervane gibi dön, bir dediğini iki etme; ama Elazığ'ın meşhur fişne dondurmasını 16 aydır gelinimiz Merve Nur Hanım'a yedirme. Oldu mu şimdi Telmih Yayınevimizin sahibi Talat Özer Bey? Bu ne rahatlıktır!
​Garibim yengemiz de yeni gelin diye ağzını bıçak açmi ve "Ya aşkım, sizin vişne dondurmanız çok meşhurmuş, alsana yiyelim." dememiş. Yengemiz daha doğru dürüst Karaçalı suyu da içmediği için hâlâ daha fişneye "vişne" diyi.
​Allah'tan ben devreye girip fişne dondurmamızı alıp götürdüm de yengemiz harika lezzetimizle tanıştı. Hele birkaç sefer daha götürem, bir de yanında birkaç bidon Karaçalı suyu götürem de yenge vişneye "fişne" desin.
​Talat Bey, "Aşkım, aşkım..." diyisin ama yengeye bir fişne dondurması almisin. Ayıp oli ha gardaş! Talat gardaş, dur şimdi ben sana bir beddua edem de aklın başan gele:
​"İnşallah yengenin canı kışın ortasında fişne dondurması isteye! Sen de gece yarısı ortaya düşüp fişne dondurması arayasın!"