ABART ABART
Hani bazı siyasiler falan yaptıkları işleri anlatan videolar paylaşiler ya, süslemek için de "abart abart" diye seslendirme yapiler ya, yani daha çok dikkat çeksin diye ha bire "abart abart" diyiler ya. Ben de onlardan esinlenerek anlatacağım olayın daha çok dikkat çekmesi ve inandırıcı olması için yazımın başlığını "ABART ABART" koydum.
Gelelim olaya. 19 Ağustos, yani ağustosun ortası sayılan bir günde, gece üç arkadaşımla kafa dinleyip muhabbet etmek için benim tavsiye ettiğim, çok serin bir yer diye abarta abarta anlattığım Gülmez Tepesi ile Harput arasında ki tam tepede yer alan bir kafeye gittik. Giderken sıcak olduğu için arabanın klimasını açmışlardı. Mekana varınca hafif bir rüzgar bizi karşıladı. Çay, çerez söyleyip muhabbete başladık. Çayımız gelince bir türlü sıcak bir çay içemedik; çünkü hava soğumaya başlamıştı. Aradan bir saat filan geçmeden rüzgarın ardından bir soğuk çöktü. Arkadaşlar kafeciden sırtlarına almak için bir şeyler istediler ve heremize birer şal geldi. Şallara iyice sarıldık ve titreye titreye biraz daha muhabbet edip Elazığ manzarasını videoya çekip, birkaç tane de fotoğraf çekip kalktık.
Sıkı durun, şimdi yazacağım olay "Amma abarttın ha, ufak at da civcivler yesin!" dedirtecek olay. Arabada kaloriferi açıp Şehit İlhanlar Caddesi'ne kadar kalorifer açık geldik ve biraz ısındık.
Yazdıklarım yalan değil, üç tane de şahidim var. Adlarını yazayım ki bana inanmisez telefon açıp onlara sorasız: Foto Dursun Mamur, Sanatçımız Mikail Şimşek ve Emekli Polis Remzi Kılıç.
****
İSTANBUL SOKAKLARI
Elazığ'la ilgili çok şey yazdım ama bir mevzuya hiç girmemişimdir. Mesela hassas bir mevzu olan Elazığ'daki gece hayatları, gazinoları. Halk arasında bu gazinolara pavyon denmektedir. Benim değineceğim konu buradaki olayların tam detayları değildir. Kısaca buradaki komik bir olaydan bahsedecem.
Bahsedeceğim olayı yazınca buranın müdavimleri hemen hatırlayacaktır.
Gece 12'ye kadar sağda solda demlenenler, 12'den sonra kafa çakır olunca bir cila çekmek için meşhur pavyonlardan birine dalarlar. Eskiden buralara müdavimleri arasında "kortik" de denirdi. İşte bu kortiklere giden Elazığ erkeklerinin bir huyu vardı. İlla o çok meşhur olan iki şarkıyı sahnedeki sanatçıya söyleteceklerdi. Hangi parçalar mı? Biri "İstanbul Sokakları", diğeri de "Ela Gözlüm". Yav hadi Ela Gözlüm'ü anladık, güzel bir aşk şarkısı. Anlamadığım İstanbul Sokakları. Gardaş, hayatında İstanbul'a gitmemiş, İstanbul'da sevgilisi yok. Yani İstanbul'la hiçbir ilgisi yok ama illa o şarkı söylenecek. Sanatçı söylemediği veya geç söylediği zaman orada ne kavgalar, hırlar olmuştur anlatsak bitmez. Anlayacağız İstanbul Sokakları, Elazığ'ın sarhoşlarının marşıydı. İstanbul sokakları ve ela gözlüm söylenmeden gece bitmezdi.
****
FESTİVALLERE DOYDUK
Elazığ’da bu sene yapılan üç beş festivalin ardından şehir festivaller şehri oldu. Önceki yıllarda genelde şehir merkezinde yapılan festivaller zamanla ilçelere sıçradı ve ilçelerimiz festival yarışına girdiler. Nasip olursa bundan sonraki yıllarda da muhtarlar köylerde ve zamanla mahallelerde festival düzenlemeye başlayabilirler. Mesela Seko Mahallesi’nde düzenlenecek bir festival sayesinde burada doğan veya yaşamış olan onlarca ünlü insan Seko Mahallesi Festivali’ne katılabilir ve o biçim reklamımız olur. En kısa zamanda köyüm olan Kesrik’te de bir nahna festivali düzenlenmesi için gerekli girişimler yapılmalı. Hatta "Nahna ve Çimento Festivali" adı altında düzenlenebilir. Gene Yığıki’de "Şorşor Festivali", Perçenç’te "Perçenç Dut Festivali", Kuzova’da "Su Sporları Festivali" de olabilir. Pardon ya, Kuzova’da su yok ki. Neyse, orada da kum festivali düzenlensin.