Müziğe, halk oyunlarına, folklora ve etnografik değerlere gönülden bağlı bir memlekettir Elazığ…
Sanatı ve sanatçıyı sever. Kerkük’ten Urfa’ya uzanan ezgilerimiz, Harput’un ağıtları ve türküleriyle birleşerek bu şehrin ruhunu oluşturur. Çayda Çıra’dan Harput musikisine, geleneksel el sanatlarından halk oyunlarına kadar Elazığ’ın kültürel kimliği, yüzyıllar boyunca sanatla yoğrulmuştur.
Böylesine güçlü bir kültürel mirasa sahip bir şehrin, sanat eserlerini de koruması ve yaşatması gerekir.
Son dönemde müzecilik ve arkeoloji alanında yapılan çalışmalar bu açıdan hepimiz için umut verici. Şehrin tarihine, geçmişine ve kültürel mirasına sahip çıkılması sevindirici.
Ancak bir başka kültürel mirasımız için hâlâ cevap bekleyen sorular var.
Şehrimizin heykelleri nerede?
Bu soru aslında yeni değil.
TURAN Gazetesi, 10 Nisan 2022 tarihinde “Heykeller Nerede?” başlığıyla bu konuyu gündeme taşımıştı. Aradan yıllar geçti. Ancak özellikle merhum öğretmen, ressam ve usta heykeltıraş Nurettin Orhan’ın eserleri konusunda kamuoyunun merakı hâlâ giderilmiş değil.

İstasyon Kavşağı’nda bulunan ve iki köylü kadının dayanışma içerisinde bulgur çekmesini tasvir eden “Değirmen Çekenler” heykeli, alt geçit çalışmaları sırasında kaldırıldı. Aradan yaklaşık sekiz yıl geçmesine rağmen eserin bugün nerede olduğu ve ne durumda bulunduğu konusunda kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılmış değil.
Aile Parkı’nda yer alan ve Elazığ’ın ilk simge eserlerinden biri olarak kabul edilen ilk Çayda Çıra Heykeli için de benzer bir soru işareti bulunuyor.
Kayıp eserlerin akıbeti belirsizliğini korurken, günümüze ulaşan önemli eserlerden Belek Gazi Anıtı da maalesef gereken ilgiyi bekliyor.
Anıtın yüzeyindeki yıpranmalar, kaidesinde zaman içerisinde yapılan değişiklikler ve eserin sanatçısını, yapım tarihini ve hikâyesini anlatan herhangi bir eser künyesinin bulunmaması, kültürel mirasımıza yaklaşımımızı yeniden sorgulamamıza neden oluyor.
Dahası, anıttaki at figüründe meydana gelen deformasyon da açıklığa kavuşturulmayı bekliyor.
Bu müdahale ne zaman gerçekleşti?
Nasıl gerçekleşti?
Eser üzerinde herhangi bir restorasyon veya koruma çalışması yapıldı mı?
Bunların cevabını bilmek, yalnızca sanat çevrelerinin değil, bu şehrin insanlarının da hakkıdır.
Çünkü heykeller yalnızca meydanları süsleyen nesneler değildir.
Onlar bir şehrin hafızasıdır.
Çocukluğumuzun Elazığ’ından kalan görüntülerdir. Bir dönemin sanat anlayışını, şehir kültürünü ve estetik yaklaşımını geleceğe taşıyan belgelerdir.
Nurettin Orhan’ın oğlu, ressam ve heykeltıraş Uygur Orhan’ın yıllar önce yaptığı çağrı da bu noktada son derece anlamlıdır. Kayıp eserlerin bulunmasını, yeniden Elazığ’a kazandırılmasını ve babasının adının şehirde yaşatılmasını istemiş; hatta eserlerin korunması konusunda gerekirse aile olarak sorumluluk almaya hazır olduklarını ifade etmişti.
Nurettin Orhan’ın adını yaşatacak bir Kültür ve Sanat Evi kurulması önerisi de bugün yeniden düşünülmeye değer.
Böyle bir merkez yalnızca bir sanatçının hatırasını yaşatmakla kalmaz; Elazığ’ın sanat tarihini belgeleyen, eserleri koruyan, sergiler düzenleyen ve genç sanatçılara alan açan önemli bir kültür mekânına dönüşebilir.
Bugün sorulması gereken sorular aslında çok açık:
Değirmen Çekenler Heykeli nerede?
İlk Çayda Çıra Heykeli’nin akıbeti ne oldu?
Belek Gazi Anıtı ne zaman restore edilecek?
At figüründeki deformasyon nasıl meydana geldi?
Eserlerin üzerinde neden sanatçısının adı, yapım tarihi ve hikâyesini anlatan eser künyeleri bulunmuyor?
Nurettin Orhan’ın adı ve eserleri Elazığ’ın kültür hayatında neden daha görünür değil?
Bunlar suçlayıcı sorular olmak zorunda değil.
Tam tersine, şehrine sahip çıkma sorularıdır.
Elazığ bugün müzeleriyle, arkeolojik çalışmalarıyla ve kültürel mirasa yönelik yeni adımlarıyla güzel bir ivme yakalayabilir.
Ancak kültürel miras yalnızca binlerce yıllık eserlerden ibaret değildir.
Yakın geçmişimizin heykelleri de mirastır.
Sanatçılarımızın eserleri de mirastır.
Çocukluğumuzdan hatırladığımız meydanlar, heykeller ve sanat izleri de mirastır.
Bir şehir yalnızca binalarıyla değil, hafızasıyla yaşar.
Hafızasını koruyan şehirler geçmişiyle bağını güçlendirir; geçmişini kaybeden şehirler ise zamanla kendisini anlatacak hikâyelerini de kaybetmeye başlar.
Elazığ sanatı seven bir şehir.
Öyleyse sanat eserlerine de sahip çıkalım.
Kayıp olanları bulalım, yıprananları restore edelim, ayakta kalanları belgeleyelim.
Ve her eserin yanına sanatçısının adını, yapım tarihini ve hikâyesini yazalım.
Çünkü gelecek kuşaklar bir gün bugünlere baktığında yalnızca “Bu heykel nerede?” diye sormasın.
“Elazığ bu eserlerine nasıl sahip çıktı?” diyebilsin.
Şimdi, yıllardır cevabı beklenen o soruyu yeniden soralım:
ELAZIĞ’IN HEYKELLERİ NEREDE?