Toplumları ayakta tutan yalnızca yasalar değildir; en az onlar kadar önemli olan bir başka değer de güvendir. İnsanlar bir vakfa, derneğe ya da herhangi bir sivil toplum kuruluşuna bağış yaparken sadece maddi destek sunmaz, aynı zamanda vicdanını ve umudunu da emanet eder.

Yaşadığım şehir memleketim Elazığ ın ve Maraş Hatay 2 büyükdepremini yaşamış bir vatandaş olarak o zorlu günleri o anda bizlere yardım etmek için iyi niyetini maddi değerlerini paylaşan insanları hep minnetle anıyorum..Mutluluk nasıl paylaşılırsa acı üzüntü de bir o kadar paylaşılınca teselli bulur biliriz..O zor zamanlarda Türk halkının yardımları elinden ne geliyorsa bir an önce ulaştırma derdinde olmaktı..Şu an bile hatırladığımda ince bir sızı içimde..Ama işte ama nasıl iyi niyetiyle yardım niyetini bu kadar ucuz oyunlara heba edildi..

son dönemde vakıflar, dernekler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar, soruşturmalar ve tartışmalar, toplumun güven duygusunu derinden sarsmıştır. Her haber, her şaibe yalnızca adı geçen kurumu değil, dürüstlükle çalışan binlerce gönüllüyü ve gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışan yapıları da gölgede bırakmaktadır.

Elbette her iddia, hukukun süzgecinden geçmeli; kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Ancak toplumun güvenini taşıyan kurumlar da en üst düzeyde şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışıyla hareket etmek zorundadır. Çünkü güven, açıklıkla büyür; sessizlikle ve belirsizlikle zedelenir.

Bugün insanların aklındaki en büyük soru, “Bağışım gerçekten yerine ulaşıyor mu?” sorusudur. Bu sorunun çoğalması bile başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir toplumsal sorundur.

Ne yazık ki yıllardır süregelen bir başka yanlış da suça taraf gözlüğüyle bakılmasıdır. “Onlar da yapıyor.” anlayışı, haksızlığı meşrulaştırmaz. Bir usulsüzlüğü ya da yolsuzluk iddiasını, failin siyasi görüşüne veya aidiyetine göre değerlendirmek toplumsal çürümeyi derinleştirir. Geldiğimiz noktada “Senin hırsızın, benim hırsızım” anlayışı, adalet duygusunu zedeleyen en büyük tehlikelerden biri hâline gelmiştir.

Oysa adalet, kişilere göre değil ilkelere göre işler. Hiçbir kurum, hiçbir makam ve hiçbir kişi hukukun üzerinde değildir. Hiçbir düzen sonsuza kadar sürmez. Her usulsüzlük ardında mutlaka bir iz bırakır ve er ya da geç gerçekler gün yüzüne çıkar. Bugün kendisini dokunulmaz sananlar, yarın hukuk ve vicdan önünde hesap vermek zorunda kalabilir.

Çünkü adalet bazen gecikebilir; ancak toplumun hafızası da hukukun terazisi de eninde sonunda işlemeye devam eder. Bugün hepimize düşen görev; kurumları ya da kişileri değil, ilkeleri savunmaktır. Şeffaflığı, dürüstlüğü ve hesap verebilirliği esas alan bir anlayış, sivil toplumun en güçlü teminatıdır.

Kaybedilen para yerine konabilir; ancak kaybedilen güven!! Sevdiğimiz şarkıyı

artık böyle anacağımı hiç düşünmezdim

“Biz de güvenmek isterdik nerden bilirdik güvenenler ağlarmış”