Yüksek faiz gibi borçlanma da hız kısmadan devam ediyor. Hazine 2026 yılında ilk 6 ayda 2 trilyon 192 milyar liralık borç ödemesi için piyasadan 3 trilyon 4 milyar lira borçlandı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı bu yılın Haziran ayına ait verilerine göre, Ocak-Haziran döneminde gelirler 7 trilyon 939 milyar liraya giderler ise 9 trilyon liraya ulaştı.
Hazine harcamalarına bakıldığında her zaman olduğu gibi yüksek faiz yükü dikkat çekiyor. 2025’in 6 aylık döneminde 1 trilyon 36 milyar lira olan faiz harcamaları bu yıl 1 trilyon 429 milyar liraya çıktı. Yılın ilk yarısında faiz yükü yıllık bazda yüzde 37.9 arttı.
Görünen o ki, Hazine’nin iç borçlanması yüksek kalmaya devam edecek ve böylece borcu borçla ödemek zorunda kalacağız. 2026 yılının tamamı için bütçede 2.7 trilyon lira olarak öngörülen faiz giderlerinin aşılacağı ve 3trilyon lirayı geçeceği anlaşılıyor. Bu nedenle bundan sonra sadece anapara değil, borçlanma faizlerini de ödemek için borçlanmak zorunda kalacağız. 2023’den sonra her yıl faiz ödemeleri anapara ödemelerini geçmiş, 2025 yılında nerdeyse 1 lira anapara ödemesine karşılık 1.5 lira faiz ödemeye başladık.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın raporuna göre, 2018 yılında her 100 liralık bütçe harcamasının 8.9 lirası faize giderken, 2019’da bu yüzde 10’a çıktı. Son yıllarda artış trendi devam etti ve 2025 yılında yüzde 14’e geldi. 2026 yılının 6 aylık döneminde yüzde 18’e tırmanan bu faiz yükü kısa bir süre sonra her 100 liralık harcamanın 20 lirasını faiz canavarı tarafından yutulan bir sisteme dönüşecek. Bu kısır döngü her geçen yıl artarak bizi nereye götürecek ve daha ne kadar devam edecek. Bütçeyi kemiren bu olumsuz yapıyı değiştirmek için vakit geçmeden rasyonel bir çözüm üretmemiz gerekiyor.
Borçlanma olayında yaşanan bir başka sorun da alınan borçların genellikle üretken ve kapasiteyi artıracak yatırımlar yerine, her yıl artan bütçe harcamaları ve büyüyen bütçe açıklarını kapatmak, finansal ihtiyaçları karşılamak, genellikle ithalata dayalı tüketimi veya verimsiz sektörleri fonlamaya yönelik kullanılması. Bu hatalı uygulamalardan dolayı borç geri ödemelerinde sorun yaşıyoruz. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, bir istikrar programı yerine daha çok bir sorunları erteleme stratejisini andırıyor. Bu nedenle bugüne kadar yürütülen ve sonu başarısızlıkla biten “borç güdümlü büyüme modeli“ yerine üretime ve daha çok ihracata dayalı rasyonel ekonomik politikalar sahneye koymalıyız. Bunun dışında özellikle her yıl artan bütçe giderlerini disiplin altına alarak bütçe açıklarını azaltmalıyız.
Günümüzde 15 trilyon lirayı bulan borç stokunu daha fazla büyütmemek için kolay borçlanma sistemine önlem olarak bütçe kanunlarına sınırlı borçlanmaya yönelik özel düzenlemeler getirmeyi ve en önemlisi borcu borçla ödeme kolaylığından kurtulmayı gündemimize almalıyız.