Takvimler yine o malum günü gösteriyor. 15 Temmuz… Türkiye yakın tarihinin acıyla, kayıplarla ve derin derslerle kazınmış en sarsıcı virajlarından biri. Her yıl bugün; anmalar, nutuklar ve süslü cümleler havada uçuşur. Oysa o gece yaşananlar sadece bir darbe girişimi değil; körü körüne bağlılığın, sorgulamadan itaat etmenin ve aklı bir güce teslim etmenin bir toplumu uçurumun kenarına nasıl sürükleyebileceğini gösteren ağır bir tecrübeydi.
Fakat bu karanlık tecrübe, aynı zamanda bu toprakların gördüğü en büyük varoluş mücadelelerinden birine de sahne oldu. Hainlerin tankına, tüfeğine ve uçaklarına karşı göğsünü siper eden kahraman Türk milleti, eşsiz bir birlik ve beraberlik ruhuyla meydanlara dökülerek darbeci hainleri bertaraf etti. O gece sokakları dolduran milyonlar, sadece bir işgali engellemedi; bu ülkenin bağımsızlık karakterini tüm dünyaya bir kez daha ilan etti.
Tüm bu büyük mücadelenin, gösterişli anmaların ve rüzgara göre yön değiştirenlerin arasında, tarihin en hakiki şahitliğini yapan sessiz bir güruh var. Onlar, rüzgarın estiği yöne göre eğilmeyenler, güç dengeleri değişirken pozisyon almayanlar. Ve bugün, arkalarına yaslanıp derin bir nefes alarak şunu söyleyebilenler:
"Allah’a şükür, hiçbir dönemde rüzgara göre yön belirlemedik. Hiçbir yapının, odağın veya cemaatin gölgesine sığınmadık. Güç için, makam için, para için kimseye eğilip bükülmedik. Belki çok paramız yok ama vicdanımız rahat."
İşte bu duruş, tıpkı o gece canı pahasına sokaklara dökülen milletin asil duruşu gibi, sadece bir geçmiş zaman muhasebesi değil; bugünün ve yarının en büyük onur madalyasıdır.
Kör Sadakatin Dayanılmaz Hafifliği ve Sorgulamayan Akıl
Toplum olarak yıllarca bazı isimlerin, yapıların ve liderlerin sorgulanamaz kılınarak kutsallaştırıldığı dönemlere tanıklık ettik. Bir zamanlar güç sahiplerinin önünde el pençe divan duranlar, makam ve mevki kapmak için adeta sıraya girenler vardı. Eleştirenlerin susturulduğu, sorgulayanların dışlandığı o günlerde bağımsız kalmayı seçmek;
Makam kapılarının yüzünüze kapanmasını,
Bazı maddi imkanlardan mahrum bırakılmayı,
Sistemin dışına itilmeyi ve yalnızlaştırılmayı göze almak demekti.
O günlerin ikliminde eğilip bükülmek, aklını bir kenara bırakıp teslim olmak bir "akıllılık" ve yükselme formülü olarak pazarlanıyordu. Oysa bir insanın, bir yapıya ya da lidere olan bağlılığı aklını ve muhakeme yeteneğini teslim edecek noktaya gelirse, geriye insana dair ne kalırdı?
15 Temmuz, bu sorunun en acı ve en çıplak cevabı oldu. Devletin kılcal damarlarına sızan hain bir şebeke, kendi halkına kurşun sıkacak kadar gözü dönmüş birer robota dönüşürken; onların karşısına dikilen ise aklı hür, vicdanı hür ve tek yumruk olmuş kahraman Türk milletiydi. Hainlerin teslim aldığı silahlar, milletin sarsılmaz imanı ve birliği karşısında aciz kaldı.
Paranın Satın Alamayacağı Tek Şey: Huzurlu Bir Uyku
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o günlerin "karlı" görünen yatırımlarının nasıl büyük birer hüsrana, utanca ve ihanete dönüştüğünü hep birlikte gördük. Güç odaklarına yakın olmak; bir dönem birilerine ihaleler, makamlar ve parlak kariyerler kazandırdı. Fakat rüzgar yön değiştirdiğinde, o gösterişli tabloların çoğu dağılıp gitti. Geriye ise sadece insanların geçmişte yaptığı tercihlerin ağır hesabı kaldı.
Omurgalı kalmayı seçenlerin belki kasaları dolmadı. Belki altlarında lüks arabalar, ellerinde sınırsız yetkiler yoktu. Ama cebinde az, vicdanında çok şey taşıyanların bugün kimseye ödeyemeyeceği bir diyet borcu da yok. Tıpkı o tarihi gecede vatanı için meydanları dolduran ve geride temiz bir isimden başka hiçbir şey bırakmayan aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz gibi...
İnsan; parasını, makamını, hatta çevresini kaybedebilir. Ancak vicdanını kaybettiği gün, aslında her şeyini kaybetmiştir. Çünkü insanı ayakta tutan şey banka hesabı değil, sabah aynaya baktığında yüzünü çevirmeden kendine bakabilmesidir.
Son Söz: Omurganın Bedeli ve En Büyük Servet
15 Temmuz’un bize öğrettiği en büyük ders şudur: Devlete, hukuka ve millete bağlılık; herhangi bir kişi ya da yapıya bağlılığın her zaman önünde olmalıdır. Sadakat, fanilere değil; ilkelere, akla ve hukuka gösterildiğinde anlam kazanır. Devletin de, milletin de asıl teminatı, güce göre şekil alan rüzgar gülü karakterler değil; her şartta dik durabilen omurgalı insanlar ve vatan söz konusu olduğunda çelikten bir kale gibi birleşebilen kahraman Türk milletidir.
Bugün 15 Temmuz’u anarken, sadece yaşananları hatırlamak yetmez. O sürece giden yolları, sorgulamayan zihniyetleri ve kontrolsüzce büyütülen yapıları da unutmamak gerekir. Çünkü tarih, unutulan dersleri tekrar ettirme konusunda oldukça acımasızdır.
Belki herkes zengin olamaz, herkes büyük makamlara erişemez. Ancak herkes dürüst olabilir. Herkes "Ben inancımı, düşüncemi ve vicdanımı hiçbir menfaat uğruna satmadım" diyebilme hakkına sahip olabilir.
Bu hayatta her şeyin bir bedeli vardır. Eğilmenin bedeli sonradan ödenir ve çok ağırdır; dik durmanın, vatanın ve vicdanın yanında saf tutmanın bedeli ise belki peşin ödenir ama sonrasında gelen o huzurlu uykunun paha biçilemez bir hafifliği vardır. Alnımızın açıklığı, vicdanımızın rahatlığı ve milletimizin sarsılmaz birliği, bu dünyada hiçbir gücün satın alamayacağı en büyük zenginliğimizdir.