Sözcüklerin Ötesinde: Kamu Malı Dedikodu Değil, Emanettir
Geçtiğimiz günlerde bir belediye iştirakinin tepe yöneticisi tarafından kişisel sosyal medya hesabından yapılan açıklamalar, kent gündeminde gürültülü bir tartışmanın fitilini ateşledi. “Kamu malına çökmesine müsaade etmediğimiz” ve “menfaat taleplerini karşılamadığımız için iftiraya uğruyoruz” cümleleriyle servis edilen bu satırlar, kurumsal bir ciddiyetle değil, kişisel bir hesap üzerinden sitem edasıyla duyuruldu. İddianın taşıdığı ağır yük ile tercih edilen mecra arasındaki bu tezatlık, kent kamuoyunda sadece bir tartışma değil, derin bir güven sorusu yarattı.
Bu tablo, kendi içinde ciddi bir çelişki barındırıyor. Kamu malına çökme girişimi gibi ağır bir suçlama, sosyal medyada bir sitem cümlesiyle geçiştirilecek bir mesele değildir. Elinde belge olan ve “birileri”nin kimliğini bilen bir yönetici, bunu dijital mecralarda ima yoluyla değil, derhal Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşıyarak resmi yollardan paylaşır. Aksi hâlde ortada kalan şey bir suç duyurusu değil, muğlak bir sitem cümlesi olur — bu da haklı olarak “Neden açık konuşulmuyor?” sorusunu doğurur.
Gündemi meşgul eden bu çıkış, hafızalarda tazeliğini koruyan geçmişteki ticari şaibelerin gölgesinde gerçekleştiği için çok daha dikkat çekici. Vaktiyle gıda güvenliği ve hileli ürün iddialarıyla zedelenen bir geçmişin gölgesinde, muhatabı belli olmayan “birileri”ne atıfta bulunarak savunmaya geçilmesi, “Hedef mi saptırılıyor?” şüphesini akıllara getiriyor. Sorumluluk makamındaki bir ismin somut sorulara yanıt vermek yerine belirsiz imalarla kulisleri beslemesi, beklenen idari ciddiyetten uzaktır. Unutulmamalı ki şüpheyi dağıtmanın yolu, daha büyük bir şüphe yaratmak değil, şeffaflıktır.
Sokaktaki esnaftan kentin hukukçularına kadar toplumun her kesimi aynı noktada birleşiyor: Kamu kaynaklarının yönetildiği bir makamda bilmece çözülmez, ucu açık ima yapılmaz. Muhatapları, mekânı ve içeriği karanlıkta bırakılan soyut iddialar, usulsüzlükle mücadele etmekten ziyade kurumsal sorumluluktan kaçma refleksini pekiştirmektedir.
Nitekim kamu iştirakleri, adı üstünde, kamunun ortak varlığıdır. Bu kurumların başındaki isimlerin hesap verebilirliği, sıradan bir şirket yöneticisinden çok daha yüksek bir standarda tabidir. Vatandaş parasının nasıl yönetildiğini bilme hakkına sahip olduğu gibi, ortaya atılan ağır iddiaların da havada kalmamasını talep etme hakkına sahiptir. Belediye başkanından beklenen de nettir: İştirak yöneticisinin attığı bu adımın arkasında durup durmadığını açıklamak, iddianın muhatabını kamuoyuyla paylaşmak ya da konuyu bizzat adli mercilere taşımak.
Bu kentin kültürü netliği, dürüstlüğü ve açık konuşmayı sever. Şeffaf kamu yönetimi, duygusal mağduriyet söylemleriyle değil, somut belgelerin diliyle inşa edilir. Kamu malı, dijital mecralarda pazarlık veya sitem aracı yapılacak bir koz değil; bu kentin geleceğine teslim edilmiş lekesiz bir emanettir.
Elazığlının bugün beklediği şey son derece basit: Ortada bir suç iddiası varsa ismi, tarihi ve belgesiyle ortaya konması. Şeffaflık, “birileri” demekle değil; o “birilerinin” kim olduğunu açıkça söylemekle başlar. Kamuoyu bekliyor: İsimler açıklansın ya da bu iddialar bir kez daha gündemin tozu arasında kaybolup gitsin.
KAMU MALI EMANETTİR
SERHAT YILDIRIM
Yorumlar