Geçtiğimiz günlerde festival afişlerine göz gezdirirken dikkatimi çekti. Bir festival bitmeden diğeri başlıyor. Köfte festivali, balık festivali, bal festivali, salatalık festivali, ışgın festivali, orcikfestivali, dut festivali, kayısı festivali...
Yakında takvime bakıp mevsimi değil, menüyü tahmin edeceğiz.
Yanlış anlaşılmasın; köfteye de, bala da, duta da, kayısıya da karşı değiliz. Bunların her biri bu coğrafyanın emeğidir, bereketidir, değeridir. Üretici desteklensin, şehir hareketlensin, insanlar bir araya gelsin. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Makamlar ve hoyratlar üreten bir şehir nasıl oldu da kendini festivaller kataloğu içinde anlatmaya başladı?
Çünkü Elazığ sıradan bir şehir değildir. Harput sıradan bir kültür değildir. Bu topraklar yüzyıllar boyunca makamlar üretmiş, hoyratlar doğurmuş, insanını musikiyle, edeple ve zarafetle yoğurmuş bir medeniyet havzasıdır.
Burada musiki yalnızca bir eğlence aracı değildi. Aynı zamanda bir görgü mektebiydi. İnsanlar hançerelerini makamla eğitir, sözlerini hoyratla inceltir, meclislerde sadece türkü değil, hayat terbiyesi öğrenirdi. Şehrin bir sesi, bir üslubu ve kendine özgü bir ruhu vardı.
Bugün ise o ses giderek kısılıyor, yerini daha gürültülü ama daha yüzeysel bir kalabalık alıyor.
Harput'u özel yapan hiçbir zaman mutfağı olmadı. Elbette kendine özgü yemekleri vardı; ancak onu diğer şehirlerden ayıran asıl değer, yüzyılların içinden süzülüp gelen makam geleneği, hoyratları, folkloru ve meclis kültürüydü.
Fakat son yıllarda kültürel öncelikler tersine dönmüş gibi görünüyor. Bir makam meclisinin oluşturduğu derinlik yerine birkaç günlük organizasyonların görünürlüğü tercih ediliyor. Uzun yıllar emek isteyen kültürel yatırımlar yerine kısa süreli etkinlikler daha cazip bulunuyor.
Oysa kültür nesil yetiştirir, hafıza oluşturur ve bir şehrin karakterini şekillendirir. Festival ise çoğu zaman birkaç günlük bir kalabalık, birkaç kare fotoğraf ve geçici bir görünürlük üretir.
Sorun tam da burada başlıyor.
Bugün Elazığ'ın karşı karşıya olduğu mesele köfte değildir. Sorun bal da değildir. Sorun orcik ya da ışgınhiç değildir.
Sorun, bunların şehrin kültürel kimliğinin önüne geçmeye başlamasıdır.
Bir şehri yalnızca ne yediğiyle tanımlarsanız, bir süre sonra ne söylediğini unutursunuz. Oysa şehirler dünyaya yemek listeleriyle değil, ürettikleri medeniyetle iz bırakırlar.
Harput'un asırlardır dünyaya söylediği söz bir makamdı, bir hoyrattı, bir kültür diliydi.
Bugün büyüyen gençlerin ne kadarının Harput makamlarını tanıdığı, kaçının bir hoyratın hikâyesini bildiği sorusu bu yüzden önemlidir. Eğer çocuklarımız köftenin adını makamdan daha iyi biliyorsa, burada durup düşünmemiz gerekir.
Çünkü kaybolan her makam hafızamızdan düşen bir sayfa, unutulan her hoyrat ise geçmişimizle aramızdan çekilen bir köprüdür.
Üstelik mesele yalnızca musikiyle de sınırlı değildir. Folklorda da benzer bir tablo görülüyor. Elazığ'ın kendine özgü oyunları, tavırları ve figürleri varken sahnelerde zaman zaman başka yörelerin gösterileri daha fazla yer bulabiliyor.
Daha çok alkış almak uğruna yerelin geri plana itilmesi kültürel zenginlik değil, kültürel aşınmadır. Çünkü kültürün ölçüsü alkış değil, aidiyettir. Bir şehrin kendine ne kadar benzediğidir.
Elazığ'ın ihtiyacı yeni festival isimleri bulmak değildir. İhtiyacı, kendi kültürel omurgasını yeniden hatırlamaktır.
Harput makamlarının eğitimde, konservatuvarlarda, kültür politikalarında ve şehir hayatında yeniden hak ettiği yeri alması gerekir. Folklorun özgün kaynaklarına dönmesi, musikinin yalnızca nostaljik bir hatıra olarak değil, yaşayan bir miras olarak görülmesi gerekir.
Elbette köfte festivali de olsun, bal festivali de olsun, dut da tanıtılsın, kayısı da...
Ama bir şartla:
Hiçbiri makamın ve hoyratın önüne geçmesin.
Çünkü Elazığ'ın sorunu köfte değildir.
Sorun, köftenin makamın önüne geçmesidir.
Bir şehrin gerçek zenginliği sofraya koyduğu tabakta değil, dünyaya söyleyebildiği sözdedir.
Harput'un dünyaya söylediği söz yüzyıllar boyunca bir makam, bir hoyrat ve bir kültür dili oldu.
Umarım o sesi tamamen kaybetmeden yeniden duymayı başarırız.