Devlet adamı olmak kolay değildir. Kendisini devletten üstün görenler hiçbir zaman devlet adamı olamazlar. Makam sahibi olmak başka, devlet adamı olmak başkadır. Makam insanı büyütmez. İnsan makamı büyütür. Koltukta oturmak devlet adamlığı değildir. Devlet adamlığı; gerektiğinde koltuğunu, makamını, servetini, hatta siyasi geleceğini dahi vatanın ve milletin geleceği uğruna feda edebilmektir. Ancak tarihin her döneminde devletin başına geçip devleti kendi şahsi ikbalinin aracı hâline getirenler de çıkmıştır. Bunlar devlet yönetmezler. Devleti kullanırlar. Millete hizmet etmezler. Milleti yönetilebilir bir kalabalık olarak görürler. Devletin imkânlarını kamu hizmeti için değil, kendi iktidarlarını tahkim etmek için kullanırlar. İşte böylesi düşük karakterli, özde değil sözde devlet adamlarının ortak özellikleri vardır. Bu özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Sözde devlet adamları, kendi bekalarını devletin bekasının üzerine koyarlar: Onlar devletin geleceğinden önce kendi koltuklarının geleceğini düşünürler. İktidarda kalabilmek için dün söylediklerini bugün inkâr eder, dün düşman ilan ettiklerine bugün dost edinirler. İlkeleri yoktur, omurgaları yoktur. Vefa nedir bilmezler. Tek kutsalları, koltuktur. Koltuklarını kaybetmemek için değerleri, ilkeleri, dostları, hatta gerektiğinde ülkenin geleceğini dahi gözden çıkarabilirler.
Sözde devlet adamları, devletin mülkünü kendi mülkleri gibi görürler: Devletin hazinesini, kasaları; kamu araçlarını, özel araçları; kamu kurumlarını da akrabalarının çiftliği olarak görürler. Milletin vergileriyle oluşan serveti kendi çevrelerine dağıtırlar. Yakınlarını makamlara taşır, yandaşlarını zenginleştirirler. Kamu malını yetim malı gibi değil, babalarından kalan miras gibi görürler.
Sözde devlet adamları; liyakati öldürür, sadakati tahta çıkarırlar: Devleti ayakta tutan ehliyetli, dürüst ve liyakatli insanlardır. Sözde devlet adamları bunu görmezden gelir; “ bu işi kim daha iyi yapar?”, diye sormaz; “bana kim sadık?” diye sorar.
Sözde devlet adamları hukuku adalet için değil, iktidarları için kullanırlar: Hukuk, herkes için aynı olmak zorundadır. Ancak sözde devlet adamı hukuku kendisi için başka, rakibi için başka yorumlar. Kendisine dokunulduğunda “hukuk devleti” der. Rakibine dokunulduğunda “gereği yapıldı” der. Kendisi eleştirildiğinde “düşmanlık” görür. Kendi çevresi suçlandığında “komplo” olur. Hukuku teraziden çıkarıp sopaya dönüştürürler.
Sözde devlet adamları, eleştiriden ve eleştirilmekten korkarlar: Gerçek devlet adamı eleştiriden güçlenir. Sözde devlet adamı ise eleştiriden korkar. Çünkü eleştiri, onun kurduğu propaganda duvarını yıkar. Gazeteciyi susturmak, akademisyeni sindirmek, memuru korkutmak, muhalifini itibarsızlaştırmak bu tip insanlar için en büyük başarıdır.
Sözde devlet adamları; toplumu böler, sonra bölünmüşlüğü yönetirler: Milleti birleştirmek yerine birbirine düşman ederler. “Bizden olanlar”, “bizden olmayanlar” diye toplum ikiye ayrılırlar. İnsanlar siyasi görüşlerine, mezheplerine, inançlarına, kökenlerine, yaşam biçimlerine göre sınıflandırır her seçim öncesinde yeni bir düşman bulurlar. Çünkü kutuplaşmış toplumlarda insanlar ülkenin gerçek sorunlarını konuşamaz. Ekmeği pahalı olan, düşmanını konuşmaya başlar. İşsiz olan, başka bir kesimi suçlamaya yönlendirilir. Yoksul, komşusunun kimliğine bakmaya başlar.
Sözde devlet adamları; gerçeğin yerine propagandayı koyarlar: Başarısızlıklarını kabul etmezler. Ekonomi kötü gidiyorsa suçlu ararlar. Devlet kurumları zayıflıyorsa dış güçleri suçlarlar.
Sözde devlet adamları, yolsuzluğu normalleştirirler: İhaleleri adrese teslim ederler. Kamu imkânlarının eşe dosta dağıtır, yakınların liyakat aranmadan makamlara getirir, devlet gücünün kişisel çıkar için kullanırlar.
Sözde devlet adamları, israfı itibar olarak takdim ederler: Millet kemer sıkarken onlar gösteriş yapar. Saraylar, konvoylar, lüks makam araçları, gereksiz harcamalar…
Sözde devlet adamları, ülkenin geleceğini bugünün çıkarına feda ederler: Milleti borçlandırır, ülkenin maddi kaynaklarını satarlar, hesapsız kitapsız yaptıkları harcamaların faturasını da millete ve gelecek nesillere keserler.
Sözde devlet adamları, eğitimi ve gençleri ihmal ederler: Çünkü iyi eğitim almış, sorgulayan, araştıran, özgür düşünen gençlerden korkarlar. O nedenle sorgulamayan, ezberleyen, itaat eden bir gençlik yetiştirme için gayret sarf ederler.
Sözde devlet adamları, basını, bilgiyi ve gerçeği kontrol etmek isterler: Çünkü bilgiyi kontrol eden, algıyı kontrol eder Algıyı kontrol eden de toplumu yönlendirmeyi kolaylaştırır. Bu nedenle sözde devlet adamları; özgür basını tehdit olarak görürler. Kendi söylediklerinin duyulmasını, başkalarının söylediklerinin duyulmamasını isterler. Gerçeğin değil, kendi gerçeklerinin konuşulmasını isterler
Sözde devlet adamları, devletin kurumlarını şahsi sadakat ağına dönüştürürler: Devlet kurumu devletindir. Partinin değildir. Ailenin değildir. Bir kişinin hiç değildir. Fakat sözde devlet adamları, devlet kurumlarını kendi siyasi ağının uzantısı hâline getirirler.
Sözde devlet adamları; dini, milliyeti ve mukaddesattı siyasi kalkan olarak kullanırlar: Dini değerleri ağızlarından düşürmezler. Bayrağı ellerinden bırakmazlar. Vatan, millet, ezan, şehit ve mukaddesat üzerinden sürekli konuşurlar. Ama iş icraata geldiğinde söyledikleriyle yaptıkları arasında uçurum vardır.
Sözde devlet adamları, kendilerine tapınılmasını isterler: Devlet kendileri olarak görürler. Devletin başındaki kişiyi de devletin kendisiymiş gibi sunarlar. Onun sözü kanundur. Onu eleştirmek vatana ihanet sayılır. Onun başarısızlığı bile başarı diye anlatılır.
Sözde devlet adamları, kendi çöküşlerini devletin çöküşü gibi gösterirler: İktidarları sarsıldığında korku üretirler. “Bizi gönderirseniz ülke batar!” “Biz olmazsak devlet yıkılır!” “Biz gidersek düşman gelir!”, derler. Bu, iktidarda kalmanın korku siyasetidir. Oysa demokrasi tam da bunun için vardır: İktidarlar değişir, devlet devam eder. Bir kişinin gitmesiyle devlet yıkılıyorsa ortada devlet değil, şahıs düzeni vardır.
Unutulmasın ki devlet, hiç kimsenin babasının malı değildir. Devlet, hiç kimsenin şahsi mülkü değildir. Millet, hiç kimsenin kulu değildir. Koltuk, hiç kimsenin tapulu malı değildir. Devlet de vatan da egemenlik de kayıtsız ve şartsız milletindir.
Hadi ÖNAL/ 4 Eylül 2026/ ELAZIĞ