Kimdir fahişe? Sözlüklerin dar kalıplarıyla tarif edecek olursak; Karnını doyurmak, geçimini sağlamak, kimi zaman da kendi tercihiyle bedenini pazarlayan kişi. Diğer bir tanımla kahpe. Toplum, bu işi icra edeni aşağılar, onu ahlaksızlığın ve düşkünlüğün sembolü kabul eder. Peki, bedenini satan kadın fahişedir de vicdanını, namusunu, şerefini, inancını, davasını, yeminini, hatta ülkesini satana ne demeli?
Makam uğruna doğrulardan vazgeçen, dün söylediğini bugün inkâr eden, dün yere göğe sığdıramadığını bugün çıkarı için kötüleyen insanı hangi sıfatla nitelendirelim? Bir siyasetçi, milletin huzurunda namusu ve şerefi üzerine yemin ediyor; sonra kişisel veya siyasi çıkarı uğruna o yeminin çiğniyorsa bunun icra ettiği mesleğin adı nedir? Makam uğruna kişiliğini kiraya vereni, iktidarın hoşuna gitmek için hakikati eğip bükeni, kanunu makam sahibine göre yorumlayanı, doğruyu güçlüden yana değiştireni hangi kalıba sokalım? Vicdanını satan insanın yaptığı, bedenini satanın yaptığından daha mı değersiz? Bedenini satan yalnızca kendi bedenini pazara çıkarıyor; ama vicdanını, davasını satan, kendisi ile birlikte başkalarının hayatını da pazarlamıyor mu?
Bir hâkim adaleti makamı için satarsa, bir savcı hakikati görmezden gelirse, bir gazeteci birkaç bin dolar uğruna kalemini satılığa çıkarırsa, bir öğretmen eğitim ve bilimi kişisel kazancın aracı hâline getirirse fahişeden çok daha aşağı bir duruma düşmez mi?
Bir doktor insan sağlığını yalnızca para kazanmanın kapısı olarak görürse, bir din adamı inancı çıkarlarına alet ederse, bir kurum Allah'ın kelamına sırf iktidara şirin görünmek için değiştirirse, bir siyasetçi kendi siyasi veya kişisel menfaatine göre yasa tanımazsa o kişinin yaptığını fahişenin yaptıkları ile aynı kefeye koymak mümkün mü?
Şimdi soruyorum: Bedenin satılması mı daha büyük bir yozlaşma yoksa vicdanın satılması mı? Fahişeyi toplumun önüne koyup taşlamak kolay. Çünkü onun yaptığı görünüyor. Gizlisi saklısı yok. Ne yaptığını biliyor. Peki ya makam uğruna eğilenler... Para uğruna susanlar... İhale kazanmak veya kazandırmak uğruna bukalemun olanlar, koltuk uğruna davasına ihanet edenler... Güç sahibinin karşısında başka, milletin karşısında başka konuşanlar... İnancını menfaatine göre kullananlar... Kalemini sahibinin emrine verenler... Yalanı meslek hâline getirenler... Bunların yaptıkları fahişenin yaptıklarından daha mı dürüstçe daha mı ahlaklı?
Bir toplumda yapılan ahlaksızlık alenileşmişse hatta alkışlanıyorsa, tehlike kılcal damarlara sirayet etmiş demektir. Oryantalist bir gösteri gibi kıvırarak dün söylediğini bugün değiştirenler, dün savunduğu, davam dediği bir düşünceyi bugün menfaati için inkâr edenler, her söylediği yalana bir kulp bulmaya çalışanlar, yapılan yanlışları bir büyük pişkinlikle eğip bükenlerin kahpeden, fahişeden farkı ne? Demek ki insanın satılık olması için bedenini pazara çıkarması gerekmiyor.
Kişinin bedenini satması kendi hayatını ilgilendirir. Günahı kendisine aittir. Ancak devletin imkânlarını kendi çevresine peşkeş çekenler, kamu malını kişisel çıkar kapısına dönüştürenler, milletin alın terini birkaç kişinin servetine çevirenler, ülkenin bağımsızlığını ve geleceğini kendi ikbaline feda eden şeref ve haysiyet yoksuları, sadece kendilerine değil topluma da uçuruma sürüklemektedirler.
Bir ülkede adalet, eğitim, sağlık, kalem satılıyorsa; inanç çıkar için kullanılıyorsa, kamu malı kişisel menfaate dönüştürülüyorsa, yalan, hakikatin önüne geçiyorsa, dalkavukluk liyakatin yerini almışsa o ülkede sorun birkaç insanın ahlaksızlığı değildir. Sorun, ahlak terazisinin bozulmuş olmasıdır. Terazi bozulduğunda yalnızca suçlular kazanmaz. Toplum kaybeder, devlet kaybeder, adalet kaybeder, gelecek kaybeder.
Şimdi dönelim başa ve tekrar soralım: fahişe kimdir? Sadece bedenini satan mı? Yoksa vicdanını, şerefini, davasını, kalemini, inancını satan mı? Söyleyin… Söyleyin fahişe makam uğruna kişiliğini satan mı? Milletin hakkını kendi çıkarına tercih eden mi?
Benim derdim bedenini satan kadınları aşağılamak değil. Benim derdim, ahlaksızlığın yalnızca kadın bedeni üzerinden tarif edilmesine itirazdır. Çünkü ahlakın cinsiyeti yoktur. Namusun makamı yoktur. Vicdanın siyasi partisi yoktur. Adaletin zengini fakiri yoktur ve vatanın pazarı kurulamaz.
Hadi Önal/ 17 Ağustos 2026/ Elazığ