Yemen Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra, Osmanlı buradaki hükümdarlığının sürdürmek için yıllar boyunca çok büyük bir bedel ödedi. Osmanlının Mekke ve Medine gibi kutsal yerleri sırf elde tutma isteği ve Süveyş Kanalınınstratejik özelliği çok pahalıya mal oldu. 1900’lü yılların başında Arap liderler ve Yemen halkı İngilizler ve Fransızlar ile anlaşıp Osmanlıya başkaldırarak isyanlar çıkarmışlar. Bu isyanların bastırılması ve Yemen’i elde tutmak için Anadolu ve Rumeli’den binlerce insan savaşmak üzere Yemen’e gönderildi.

Giden askerler için savaş, Yemen’den önce başlıyordu. Anadolu’dan ve Rumeli’den yola çıkan askerler gemiyle Yemen’in Hudeyde Limanına en 45 günlük bir yolculukla ulaşıyordu. Askerlerin bir bölümü daha Yemen’e ulaşmadan, hastalıktan, kötü koşullardan yaşamlarını yitiriyorlardı. Hudeyde’den kuşatma altındaki başkent Sana’ya gitmek için 264 kilometrelik dağ yolunu aşmak gerekiyordu. Koşullar o kadar zor ve kötüydü ki, 50 dereceyi bulan sıcaklık, yetersiz erzak, mevsim için uygun olmayan giysiler, içme suyu sıkıntısı, kolera ve dizanteri gibi hastalıklarla mücadele savaşmak kadar başka bir mücadele gerektiriyordu. Özetle, Yemen’de Türk askeri sadece isyancılarla değil, açlık ve hastalık gibi kötü koşullarla da savaştı. (1)

Bundan 121 yıl önce 7 Temmuz 1905 tarihinde Elazığ’da toplanan 1’inci Redif Taburu Yemen’e hareket etti. Anadolu’dan bu dönemde Yemen’e giden 100 bin ile 150 binarasındaki çocuk yaşta askerlerimizin şehit olduğu, daha önceki isyanlarda verdiğimiz şehitlerle birlikte nerdeyse 700 binin üzerinde Türk evladının Yemen ellerinde şehit olduğu bilinmekte. (2)

Yemen’deki şiddetli çarpışmaların yanı sıra yaşanan kötü koşullar Yemen’in hikayesini acıklı ve hüzünlü bir hale getirmiş ve gidenlerin geri dönmeyeceği gibi bir algının doğmasına neden olmuş. Yemen’e gidenlerin ardından yakılan “Yemen Türküsü”, işte o bitmeyen bekleyişin sesi olarak yankılanmış.

1918’de Osmanlı Yemen’den çekilse de, Yemen bizden kopmadı. Yemen, bizim için haritadaki kadar uzak ve yabancı bir yer olmadı. Geride kalanlar için yankılanan bir türkünün sesi olarak günümüze kadar bir asırdır Anadolu topraklarında söylendi ve o hikayenin bir parçası olarak hiç susmadı.

“Ahu Yemendir, gülü çemendir. Giden gelmiyor, acep nedendir?

Burası Huş’tur; yolu yokuştur. Giden gelmiyor, acep ne iştir…”

Dizelerini içeren ve Yemen’den dönmeyenlerin adını taşıyan halkın dilinden düşürmediği Elazığ’ın ünlü “Yemen Türküsü” yaşanan bu hikayenin izlerini günümüze kadar taşıdı.

Şimdi günümüzde, Suudi Arabistan-Yemen coğrafyasındaçıkarılan çatışmalarla egemenlik yavaş yavaş silahlı Yemenli kabilelerin (Husiler’in) eline geçmek üzere. Husiler başkent Riyad dahil Suudi topraklarını roket yağmuruna tutuyor. Bölgede resmen ilan edilmemiş bir savaş var. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Antlaşması” nedeniyle Türkiye’nin Yemen’e asker göndermesi gündeme gelebilir. Bu uzak coğrafyada yeniden savaş sesleri geliyor. Ancak koşullar değişse de geçmişte Yemen yollarında yaşanan olumsuzlukların ve savaşın bıraktığı izlerin unutulmaması ve bir asırdır susmayan Yemen türküsünde dile getirilen acıların tekrar yaşanmamasını diliyoruz.

Kaynakça:

(1) Naim Babüroğlu

(2) Elazığ Hakimiyet Haber