Son yıllarda Hazine’nin faiz ve finansman işlemleri üzerinden aldığı “Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi” (BSMV)’ndeki artış, bütçenin gelir kalemlerinde dikkat çekiyor. Son üç yılda BSMV yüzde 628 oranında arttı. Şirket kazançlarından alınan Kurumlar Vergisi üç yılda yüzde 166 artarken kredilerden alınan vergiler şirketlerin ödediği kurumlar vergisini açık ara geride bıraktı. Aynı şekilde gelir vergisinde gözlenen artışlar da bu düzeyin çok gerisinde kaldı. Gelir vergisi tahsilatlarında son yıllarda belirli bir düzeyde artış gerçekleşse de, tahsil edilen gelir vergisinin yüzde 91.52’sinin stopaj yolu ile, yalnızca 6.36’sının ise beyana dayalı olarak tahsil edildiği dikkate alınırsa, gelir vergisi sisteminin finansmanı büyük ölçüde ücretliler ve stopaja tabi gelir elde eden mükelleflerden sağlandığını gösteriyor. Sonuçta, gelir üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergilerindeki artış BSMV’deki artışın gerisinde olduğu görülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, 2023 yılının ilk 6 ayında 47.8 milyar TL olan BSMV tahsilatı, 2026’nın aynı döneminde 346.4 milyar TL’ye çıktı. Böylece BSMV’den Hazine’ye giren para üç yılda 7.3 katına, artış oranı ise yüzde 628’e ulaştı. Oysa, 2023 yılının ilk yarısında 290.7 milyar TL olan kurumlar vergisi tahsilatı, 2026’nın aynı döneminde 832.4 milyar TL’ye yükseldi. Kurumlar vergisinde son üç yılda yüzde 186.3 oranında artış gözükürken BSMV’deki artış oranı, kurumlar vergisindeki artışın 3,4 katına ulaştı.
Her yıl artan yüksek kredi faizleri ve zayıflayan iç talep ile reel sektör üzerindeki finansman sorunları özellikle sanayi sektörünü olumsuz yönde etkiliyor. Artan kredi talepleri nedeniyle ticari kesimin borç yükü artıyor. Buna karşın yıllardır bankaların daha çok kar elde etmelerine, oturdukları yerden ve katma değer yaratmadan kazanç sağlamalarına yol açıyor.
Uygulama bankadan bankaya farklılık gösterse de 100 bin lira tutarındaki ihtiyaç kredisinin aylık maliyeti yüzde 7.84’e, yıllık maliyeti ise yüzde 140’ı buluyor. Buna rağmen krediye ulaşımın zor olduğu ve talebin yüksekliği dikkat çekiyor. Bir taraftan bu borç ve faiz sarmalı iş dünyasını zorlarken diğer yandan geliri ile geçinemeyen vatandaşların her geçen gün artan oranda borçlandıklarını görüyoruz. Günümüzde bireysel kredi kullananların sayısının 44 milyon 300 bin kişi, 2026 yılının ilk yarısında ise 2.5 milyon kişinin ilk kez borçlandığı açıklanıyor. Yılbaşından bu yana sadece vatandaşların bankalara olan borç tutarının 1 trilyon 43 milyar TL arttığı belirtiliyor.
Sadece iş dünyası ve vatandaş borçlanmıyor, Hazine de borçlanmaya ve borcu borçla ödemeye devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı 2026 yılı Temmuz ayı verilerine göre, faiz ödemeleri 1 trilyon 754 milyar 965 milyon TL oldu. 2025 yılının ilk yedi aylık döneminde 1.1 trilyon TL olan faiz gideri, bu yılın aynı döneminde yaklaşık yüzde 51 yükseldi. Hazine sadece 2026 Temmuz ayında 326 milyar TL faiz gideri için 687 milyar TL borç aldı. Bu devasa borçlanmada Hazine’nin 2 yıllık tahvil faizi yüzde 41.68 oldu. Oysa, 2023’te bu oran yüzde 15 idi. Türkiye en yüksek faiz ödeyerek dünyanın en pahalı borçlanan ülkesi haline geldi.
Vatandaşlar kredi ve faiz borçları nedeniyle ilerideki gelirlerini nasıl gözden çıkarıyorlarsa, Hazine de bu borç ve faiz yükü yüzünden önümüzdeki yılların bütçelerini ipotek ederek bu olumsuz gidişe devam edecek gibi gözüküyor. Böylece borç ve faiz sadece vatandaşların değil Hazine’nin de önemli sorunu ve baş belası oldu.