Bir toplumun geleceğini görmek isteyenler, gözlerini önce okullara çevirir. Çünkü okul yalnızca ders verilen bir bina değil; aynı zamanda toplumun küçük bir modelidir. Saygının, sorumluluğun, kurallara uyma bilincinin ve birlikte yaşama kültürünün şekillendiği ilk kurumsal ortamdır.
Ne var ki son yıllarda okullardan gelen haberler, eğitim adına umut vermekten çok kaygı uyandırıyor.
Bir zamanlar okul gündemini başarı hikâyeleri, bilim projeleri, kültürel etkinlikler ve sportif faaliyetler oluştururdu. Bugün ise öğretmenine hakaret eden öğrencileri, arkadaşlarına zorbalık yapan gençleri, sosyal medya uğruna eğitimcileri hedef alan görüntüleri ve hatta bıçaklı ya da silahlı saldırıları konuşuyoruz.
Yakın zamanda yaşanan trajik olaylar gösteriyor ki mesele artık basit bir disiplin sorunu olmaktan çıkmıştır. Bir okulun koridorlarında silahın konuşması yalnızca güvenlik zafiyeti değildir. Bu durum aynı zamanda eğitimde, aile yapısında ve toplumsal değerlerde yaşanan aşınmanın da açık bir göstergesidir.
Dahası, eğitim camiasının ve ailelerin kaygıyla takip ettiği bir başka tehlike daha vardır: madde bağımlılığı.
Bir zamanlar daha ileri yaş gruplarıyla ilişkilendirilen uyuşturucu ve benzeri zararlı maddelerin kullanımına dair haberlerin artık ortaöğretim çağındaki öğrencilerle birlikte anılması, sorunun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Çocukların ve gençlerin böylesine yıkıcı alışkanlıklarla daha erken yaşlarda tanışabiliyor olması, yalnızca eğitim sisteminin değil, bütün toplumun üzerinde durması gereken ciddi bir alarmdır.
Peki nasıl oldu da eğitim kurumları böylesine ağır sorunlarla anılır hale geldi?
Elbette bunun tek bir sebebi yok. Ancak yıllardır süren bazı yanlış anlayışların bu tabloda önemli bir payı olduğu da inkâr edilemez.
"Çocuktur yapar."
"Özgüveni kırılmasın."
"Psikolojisi bozulmasın."
İyi niyetle kurulan bu cümleler zaman içerisinde disiplin kavramının içinin boşaltılmasına yol açtı. Çocuk haklarını korumak, öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini sağlamak ve çağdaş eğitim anlayışını benimsemek elbette önemlidir. Ancak disiplinle baskıyı, özgürlükle sorumsuzluğu birbirine karıştırdığınızda hem eğitim ortamına hem de çocukların gelişimine zarar vermeye başlarsınız.
Çünkü okul yalnızca bilgi aktarılan bir yer değildir.
Okul; başkasının hakkına saygı göstermeyi, kurallara uymayı ve davranışların sonuçları olduğunu öğrenme alanıdır. Çocuk, toplumsal hayatın temel kurallarını ilk kez burada deneyimler.
Bu nedenle öğretmene saygısızlık eden, arkadaşını darp eden, sistemli şekilde zorbalık yapan veya sınıf düzenini bilinçli olarak bozan davranışları sıradanlaştırmak büyük bir yanlıştır. Çünkü şiddet bir günde ortaya çıkmaz. Bugünün küçük görülen kural ihlalleri, yarının çok daha büyük sorunlarının habercisi olabilir.
Nitekim bugün yaşanan olaylar da tam olarak bunu göstermektedir.
Bir öğrencinin okula silahla gelmesi yalnızca bireysel bir öfke patlaması olarak değerlendirilemez. Bu durum aynı zamanda kuralların etkisini kaybettiğini, otoritenin sorgulanır hale geldiğini ve bazı temel değerlerin zayıfladığını gösteren ciddi bir uyarıdır.
Üstelik bu süreçte yalnızca öğrenciler değil, öğretmenler de giderek daha fazla yalnız bırakılmaktadır.
Bugün birçok öğretmen sınıfa girdiğinde arkasında yeterli kurumsal desteği hissedemediğini dile getirmektedir. Disiplin yaptırımlarının caydırıcılığını kaybetmesi, bazı velilerin her olayda öğretmeni suçlayan refleksleri ve idarelerin "aman sorun büyümesin" yaklaşımı, sınıf yönetimini her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır.
Son yıllarda öğretmenler yalnızca öğrencilerle değil, zaman zaman veliler ve kendi kurumları içerisinde de haksız uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadır. Olayların tüm yönleri araştırılmadan öğretmenin suçlu ilan edilmesi, sosyal medya üzerinden hedef gösterilmesi, mesleki itibarının zedelenmesi ve bazı yöneticilerin öğretmenini korumak yerine sorunu örtmeye çalışması eğitim ortamını daha da kırılgan hale getirmektedir.
Oysa öğretmen, kuralları uyguladığı için yalnız bırakılıyorsa sağlıklı bir disiplin ortamı oluşturması da giderek zorlaşacaktır. Öğretmeni sürekli sorgulayan, fakat öğrencinin sorumluluklarını görmezden gelen anlayış; kısa vadede bazı sorunları örtse de uzun vadede okulun otoritesini ve eğitimin niteliğini zayıflatır.
Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta vardır:
Öğretmenin otoritesi baskı kurma hakkı değildir.
Öğretmenin otoritesi, eğitim ortamını koruma sorumluluğudur.
Öğretmenin itibarını zedelediğinizde yalnızca bir meslek grubunu yıpratmış olmazsınız. Aynı zamanda sınıftaki onlarca öğrencinin eğitim hakkını da riske atarsınız. Çünkü sınıfı sürekli sabote eden birkaç kişinin davranışlarına müdahale edilmediğinde bedeli sessiz çoğunluk öder.
Bugün ders dinlemek isteyen öğrencilerin hakkını korumak da en az sorun yaşayan öğrencileri kazanmak kadar önemlidir.
Bu nedenle disiplin kavramını yeniden konuşmak zorundayız.
Çünkü disiplin intikam değildir.
Disiplin, çocukları cezalandırma arzusu değildir.
Disiplin; kuralların herkes için geçerli olduğunu göstermek, güvenli bir eğitim ortamı oluşturmak ve öğrencileri toplumsal yaşama hazırlamak demektir.
Şiddete başvuran, okul düzenini kasıtlı biçimde bozan, madde kullanımını teşvik eden veya başkalarının eğitim hakkını ihlal eden davranışlara karşı gerekli yaptırımların uygulanması bu yüzden önemlidir. Uzaklaştırma ve benzeri tedbirler yalnızca ceza vermek için değil, okulun güvenliğini korumak ve kuralların hâlâ bir anlam taşıdığını göstermek için vardır.
Çünkü merhamet, suçsuzun hakkını koruyabildiğiniz sürece değerlidir.
Bir öğrencinin eğitim hakkı kadar diğer öğrencilerin güvenliği de korunmalıdır. Bir öğrencinin özgürlüğü kadar öğretmenin ders anlatabilme hakkı da önemlidir.
Aksi halde kuralları uygulamayan, otoritesi tartışmalı hale gelen ve disiplini zayıflayan okulların bedelini yalnızca eğitim sistemi değil, bütün toplum öder.
Öğretmenine saygı göstermeyi öğrenmeyen birey, yarın iş yerinde yöneticisine, trafikte kurallara ve toplum içinde başkalarının haklarına saygı göstermekte de zorlanabilir. Çünkü okul, toplumun küçük bir modelidir. Oradaki bozulma zamanla hayatın her alanına yansır.
Bu yüzden mesele yalnızca öğretmeni koruma meselesi değildir.
Mesele; öğrencinin eğitim hakkını, okulun güvenliğini, toplumsal huzuru ve ülkenin geleceğini koruma meselesidir.
Öğretmene saygıyı, okula disiplini ve eğitime ciddiyeti yeniden kazandırmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü öğretmenin yalnız bırakıldığı, kuralların uygulanmadığı ve otoritenin zayıflatıldığı bir okulda sağlıklı bir eğitim ortamı kurulamaz.
Ve unutulmamalıdır ki; okulda otorite çökerse, toplumda düzen kalmaz.