Son iki yılda ülkemizde yaşananlara şaşırmayan var mıdır? Bilmiyorum! Ekonomiden hukuka, sosyal hayattan siyasete kadar öyle şeyler yaşanıyor ki inanılacak gibi değil!

Ekonomide fiyatlar akıl almaz seviyelere geldi. İstanbul’da soğanın ve patatesin kg 70. TL. Soğan dışardan ithal ediliyor. Emekliler geçinemiyor, geçinmek için ek iş yapanlar, iş yerlerinde ölüyor. İş yerleri çalışanlarına ödeme yapmıyor, seslerini duyurmak için Ankara’ya yürüyen, sadece hak arayan işçilerin üzerine silahlı kolluk kuvvetleri sevk ediliyor. İstanbul ve Ankara caddeleri hak arayanlarla ve onları engellemeye çalışan polislerle dolu.

Bu ahvalde sosyal yaşamda yeni ve genç nesiller de ağır sorunlar yaşıyor. Yoksulluk, sosyal eşitsizlikler, eğitimden kopuş ve bağımlılık nedeni ile çocuklar suç örgütlerinin hedefi haline geliyor. Kendi aralarında çıkan anlaşmazlık ve kavgalar ölünme sonuçlanıyor. Çocuklar silah taşıyor, bıçak taşıyor. Devletin ilgisizliği sonucunda çocuk suçluluğu arttıkça artıyor.

Türkiye’de cezasızlık algısının yüksek olması, suç örgütlerini ve çeteleri teşvik edici oluyor, mücadelede zayıf kalınıyor. Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor. Erişim ve tedarik imkânlarının kolaylığı ve yoksulluk, geçim sıkıntısı, işsizlik ve gelecek kaygısı gençleri tetikliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, cezasızlık algısı yaratılması, bireysel silahlara kolay ulaşım, yoksulluk ve geçim sıkıntısı gibi ekonomik zorluklar kadın cinayetlerini ve kadına şiddeti artırıyor. Gün geçmiyor ki bir kadın öldürülmesin.

Yargıda adalete olan inancı sarsan kararlar alınıyor. Siyasi mühendislikle, hazırlanan projeler yargı eliyle uygulanıyor. 102 yıllık siyasi tarihe sahip ana muhalefet partisi, butlan başkan atanarak tarumar ediliyor. Devletin yargısı tarafından, sürekli olarak muhalefet belediyelerine ve başkanlarına baskınlar yaptırılıyor. Muhalefet belediye başkanlarına, “ya bize katılırsın ya da hapsi boylarsın” tehditleri yapılıyor. Baskılara boyun eğmeyen belediye başkanları, gizli tanık iftiraları ve yalanlarıyla tutuklanıyor. Gözaltılar, tutuklamalar, baskınlar nefes aldırmıyor.

Ülkemiz, güçler ayrılığının olmadığı, karar alma yetkisinin Cumhurbaşkanında toplandığı, tek adam sistemiyle yönetiliyor. Her konuda tam yetkili ve tam sorumsuz bir Cumhurbaşkanımız var. Seçimleri ille de kazanma ve koltuk tutkusu, iktidarda, kıskançlık, hırs, öfke, vicdansızlık, insafsızlık duygularının çeşitliliğini yaşatıyor. “güç bende dilediğimi yaparım” duygu, dürtü, eylem ve icraatları zirve yapmış durumda.

Yönetenlerin halka yaklaşımında, Osmanlı padişahı Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in, “Bir millet var koyun sürüsü, buna bir çoban lazım, o da benim” zihniyeti egemen. Siyasette din kullanılarak, muhafazakâr kimlik ve dini semboller siyasi söylemin merkezine alınıyor, halktan sadakat isteniyor ama dinin emri olan adalet, doğruluk, dürüstlük gibi temel ahlaki değerlere uyulmuyor. O hale geldi ki, Türkiye’de siyasette, “Rab bana hep bana” dönemi yaşanıyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı yaşadığı sürece iktidarda kalmak istiyor. Ne var ki tekrar seçilebilmesi için Anayasanın değiştirilmesi gerekiyor. Anayasa değişikliği için de yeterli milletvekili sayısı aranıyor. DEM Parti’nin oylarına ihtiyaç var. Çözüm bulunuyor. Önceleri “Asılsın “ diye haykıran Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde 50 bin kişinin katili terörist başı muhatap alınıyor. “terörsüz Türkiye” süreci adı altında TBMM’nde çalışmalar başlatılıyor. Terör örgütüne ceza değil, imtiyaz sağlayan kanun teklifi TBMM’ den çok yüksek bir oyla geçiriliyor. Elbette ki terörün bitmesini, silahların susmasını, şehit cenazelerinin gelmemesini herkes ister. Ancak kararın, referanduma gidilerek halkın onayı ile alınması gerekirdi. Kaldı ki Türkiye’de bir Kürt sorunu değil PKK sorunu vardı. Emperyalist devletleri sevindiren bu yasa toplumda endişe ve hoşnutsuzluk yaratıyor.

Şaşırtıcı olaylar saymakla bitmiyor. Devletin subay ve astsubay gazilerinden ayrı tuttuğu, terör örgütü PKK’ya karşı ülkesini korurken organlarını yitiren er gaziler günlerdir Ankara’da hak arama mücadelesi veriyor. Ne yazık ki seslerini duyan olmadığı gibi üstlerine silahlı kolluk kuvvetleri sevk ediliyor. Sevk edilenler arasında görevli genç bir polis evladımızın utancından ağladığı görülüyor…

Nerede o eski adil ve huzurlu Türkiye!