​KURTLAR VADİSİ

​Perşembe gecelerini iple çekerdik. Diziye olan ilgimizden dolayı başlarda İzzetpaşa Camisi'nin çevresindeki çay ocaklarında kalabalık bir ortam da izlemek için gittiğimiz de yer bulamazdık. TV'ler bu izdihamı ve ilgiyi yerinde görüp haber yapmak için yarışır; kamerayı kapıp bu çay ocaklarını Perşembe geceleri mesken tutarlardı. Elazığlıların diziye olan ilgilerinin en baştaki sebeplerinden birkaçı: başrol oyuncusu, diğer bazı önemli oyuncularının ve dizi yapımcılarının Elazığlı olmasıydı. Dizi sadece Elazığ'da değil Türkiye genelinde de büyük bir ilgi görüp dizide ölen bir karakter için selalar bile okutulmuştu. Her bölümde ortaya çıkan yeni bir karakter diziyi daha ilginç bir hale getirirdi. Aklımızda kalanlar mesela Pala, İskender... Bir bölümünde dünyaca ünlü bir kadın artist Sharon Stone bile konuk oyuncu olup Polat Alemdar'la olan bir sahnesinde rol gereği öpüşmüş ve günlerce bu olay konuşulmuş, Polat Alemdar'a duyguları sorulmuştu. Dizide giyilen genelde siyah renkli kıyafetleri gençler de alıp giymeye başlamış, davranışlarıyla dizi oyuncularını taklit etmeye başlamışlardı. İki taklit olayına da değinem: Bir tane komşumun oğlu vardı, boy pos ve tip olarak Polat Alemdar'a benzidi ve herkes ona Polat diyidi. O da bu benzerlikle havalara girip Polatçılık oynamaya başlamıştı. Benzerlikten bayağı bir memnundu. Diğer bir Polat lakabı takılan kişi ise Elazığ'ın neşeli insanlarından biri olan ve herkesin "Polat, Polat" diye takıldığı kişiydi. O da bu ilgiden çok memnundu ve o da Polatçılık oynamaya başlamıştı. Mesela cebine çalışmayan bir telefon koyup bunu telsiz gibi kullanıp yürüdüğü zaman "Tamam merkez anlaşıldı, siz oradan ayrılmayın, ben hemen olay yerine intikal edeceğim, merkeze haber verdim..." gibi hayali konuşmalar yaparak gözünde de siyah bir güneş gözlüğüyle dolaşırdı. Halen daha lakabı Polat'tır ve herkes ona Polat diye seslenip öyle tanır. Tabi dizinin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini anlatıp izah etmek uzmanların işi. Ben sadece dizinin izlenme boyutuna değindim. Zamanla kahvelerde seyretme dönemlerimizden sonra mekan değişip arkadaşlarımızın iş yerlerinde toplanıp diziyi izlemeye devam ettik. Her Perşembe akşamı bir kişi sponsor olup yemek, tatlı, çerez alırdı ve o gece diziyi seyrederdik. Diziyi dört gözle izleyen, hatta özetini bile yeni seyretmiş gibi heyecanla izleyen muhasebeci arkadaşımız yüzünden, Perşembe akşamları oynanan Avrupa kupası maçlarını bile seyredemezdik. Mümkünü mü var ses çıkarasın, gürültü yapasın. Sen de onunla oturup özeti yeni bölümmüş gibi izleyecektin. Ah ulan ah muhasebeci gardaş, nasıl bize özetlerini bile yeni bölümmüş gibi seyrettirdin! Son günlerde dizi bazı olaylardan dolayı gündeme gelince bir değineyim dedim. Neticede neler olur, neler ortaya çıkar onu da devletimiz ve ilgili kurumları bilir. Biz en saf duygularımızla oturup diziyi seyretmiştik.

SALAH VE RÜZGAR

Elimizi çabuk tutup başkaları bu işin kaymağını yemeden acilen babalar diyarı harput'a bir "SALAH BABA" türbesi yaptırıp, Muhammed salahın babasının dedesinin babası burda yati, ataları yıllar önce harput'tan Mısır'a gidip yerleşmişler diye bir hikaye yazmamız lazım. Görisiz işte adam yaylada bir taşın üstüne oturup fotoğraf çektirmiş ve ardından ora insanları Salah bu taşta oturmuş diye taşı koruma altına alıp, düzenleyip turizme açmışlar.
Yav hah'ın Salah'ı varsa bizim de rüzgar'ımız var. Olmadı biz de kemal rüzgar'ı şehre yakın da bir tepeye götürek orda resmini çekek ve bura da Kemal rüzgar durup resim çektirmiş deyip "rüzgarlı tepe" diyerek servis edek ve turizme kazandırak. Rüzgarlı tepe de ilk resim çektiren ben olmak için şimdiden heyecanlamaya başladım. Rüzgarı heç dinmeyen şehre çok yakın hemen burnumuzun dibin de bir yer bilim. Kemal rüzgarla bir araya gelebilirsem beraber rüzgarlı tepeye gider fotoğraf çekeriz.