“Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”
Ziya Paşa
Ziya Paşa’nın bu beyti, bugünkü tartışmanın da ölçüsünü koyuyor: İktidarın samimiyeti, temizlik söyleminin kuvvetiyle değil, denetimin ulaştığı yer ve adaletin herkese aynı ölçüyleuygulanmasıyla anlaşılacaktır.
Türkiye’de siyasetin dili zaman zaman tıbba sığınır. Teşhis konur, neşter vurulur, bünyenin temizlendiği söylenir. Fon krizinin ortasında Fatma Betül Sayan Kaya’nın adının iddialarla anılması ve ardından görevlerinden affını istemesi de şimdi aynı soruyu doğuruyor:
İktidar kendisine kolonoskopi mi yapıyor; gerçekten bağırsaklarını mı temizliyor, yoksa kamuoyuna yalnızca seçilmiş görüntüler mi gösteriliyor?
Önce olguyu yerli yerine koyalım. Kaya, 26 Eylül’de yaptığı açıklamada, hakkındaki iddiaların açıklığa kavuşturulması ve incelemenin sağlıklı yürütülmesi amacıyla bütün görevlerinden affını istediğini bildirdi. Açıklamasında siyasi ve vicdani sorumluluğa vurgu yaptı. Bu açıklama bir suç ikrarı değildir. İddiaların doğruluğu, delillerin değerlendirilmesiyle ortaya çıkacaktır. Ancak siyasi sorumluluk tartışması, ceza yargılamasının sonucunu beklemek zorunda da değildir.
Bakanlık ve genel başkan yardımcılığı yapmış bir siyasetçinin böyle bir tartışmanın merkezine gelmesi, meseleyi bir yatırım hesabının çok ötesine taşır. Kamuoyunun sorduğu artık yalnızca kimin ne kazandığı değildir. Siyasi nüfuz ile ekonomik imkânlar arasındaki sınırın nereden geçtiği, denetimin kimlere ne zamanulaştığı ve vatandaşın aynı kurallara güvenip güvenemeyeceğidir.
Asıl siyasi mücadele de burada başlar: Krizin sorumluluğu kime yazılacak, krizi çözmenin itibarı kimin hanesine kaydedilecektir?
İktidar açısından bu olayın bir fırsata çevrilmesi mümkündür.Kendi üst düzey kadrolarından bir ismin görevden çekilmesi, “Biz kendi içimizdeki iddiaların da üzerine gidiyoruz” söylemine dayanak yapılabilir. Böylece tartışmanın ağırlık merkezi, iktidar çevresine yönelen sorulardan iktidarın hesap sorma iradesine kaydırılabilir.
Siyasetin en eski maharetlerinden biri, açıklama yapması gereken makamdan hesap soran makama geçebilmektir.
Son iki yıldır CHP’ye yönelik soruşturma ve operasyonlar etrafında süren seçici adalet tartışması düşünüldüğünde, bu gelişmenin iletişim değeri daha da belirginleşir. İktidar çevresine uzanan bir inceleme, muhalefete dönük işlemlerin siyasi olduğu eleştirisine karşı kullanılabilir: “Yalnızca size yapılmıyor; bize de yapılıyor.”
Bu söylem bazı seçmenlerde karşılık bulabilir. Özellikle iktidara bağlılığı sürerken adalet duygusu örselenmiş seçmen için, kendi kadrolarından da hesap sorulduğunu görmek bir güven yenileme gerekçesi olabilir. Fakat burada siyasi etki ile hukuki doğruluğu birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir iktidar mensubunun soruşturulması, muhalefete yönelik bütün işlemleri kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Aynı şekilde, muhalefete yönelik işlemler hakkındaki kuşkular da iktidar mensuplarına ilişkin iddiaları peşinen doğru kılmaz.
Adalet, partilere göre dengelenmiş bir şüpheli listesi değildir.
Ölçü; delilin niteliği, savunma imkânı, tedbirlerin gerekçesi ve benzer durumlarda aynı kuralların uygulanmasıdır. Birine gösterilen ihtiyatın diğerinden esirgenmemesidir. Masumiyet karinesinin siyasi yakınlığa göre genişleyip daralmamasıdır. Yargının inandırıcılığı, iki taraftan kaç kişinin dosyaya girdiğiyle ölçülemez.
Bu nedenle bir istifa ile bir adli operasyonu aynı terazinin iki kefesi gibi sunmak da yanıltıcıdır. Görevden ayrılmak siyasi bir adımdır; adli sürecin kapsamı ve hukuka uygunluğu ayrıca değerlendirilir. Kamuoyunun görmesi gereken, benzer manşetler kadar tutarlı uygulamalardır.
Kolonoskopi benzetmesinin sınavı tam burada başlıyor. Kameranın içeri girmesi, tedavinin tamamlandığı anlamına gelmez. Görüntüde bir sorun saptanırsa kaynağının araştırılması gerekir. Siyasette de bir kişinin sahneden çekilmesi, o kişiyi aşan denetim sorularını ortadan kaldırmaz.
Hangi işlemler inceleniyor? Denetim mekanizmaları zamanında çalıştı mı? Olası çıkar çatışmaları nasıl önlenecek? İddialar dayanaksız çıkarsa bu sonuç aynı açıklıkla duyurulacak mı? Sorumluluk tespit edilirse siyasi yakınlık sonuca etki edecek mi?
Bu sorular cevapsız kalırsa “temizlik” sözü, kurumsal değişimin yerine geçirilmiş bir reklam cümlesine dönüşür.
Peki, ekonomik sıkıntılar içinde böyle bir süreç iktidarı güçlendirir mi?
Kısa vadede güçlendirebilir; kalıcı sonuç ise vatandaşın hayatında ve kurumların işleyişinde karşılık bulmasına bağlıdır.
Geçim sıkıntısı yaşayan insan yalnızca gelirinin azalmasına öfkelenmez. Kendisi fedakârlığa çağrılırken başkalarının ayrıcalıklı imkânlardan yararlandığını düşünmesine de öfkelenir. Bu yüzden hesap verilebilirlik, ekonomi tartışmasının tam içindedir. Yükün adil dağıldığına inanmak, ekonomik politikalara gösterilen sabrı etkileyebilir.
Ancak bir istifa kirayı düşürmez, kredi taksidini hafifletmez, kaybedilmiş birikimi geri getirmez. İletişim bir süre gündemi değiştirebilir; vatandaş ertesi sabah yine aynı faturayı açar.
Üstelik süreç iktidar için tersine de dönebilir. Soruşturma genişledikçe seçmen “Demek kimse korunmuyor” diyebileceği gibi, “Bunca zaman denetim neredeydi?” diye de sorabilir. Bu iki yorumdan hangisinin ağır basacağını bugünden kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Belirleyici olan, açıklamalarla sonuçlar arasındaki mesafe olacaktır.
Muhalefetin de burada kolaycılığa sığınmaması gerekir. İddiaları hüküm gibi sunmak, kendisi için talep ettiği hukuki güvenceleri başkasından esirgemektir. Daha güçlü itiraz, herkes için aynı standardı istemek ve tek bir isme odaklanıp denetim düzenini gözden kaçırmamaktır.
Önümüzdeki dönemde bu olayın siyasi anlamı, istifanın ardından ne geleceğiyle belirlenecek. Süreç kişisel sorumlulukları delille ortaya koyar, denetimdeki eksikleri giderir ve sonuçlarını kamuoyuna açıklar ise iktidar bundan siyasi kazanç sağlayabilir. Dosya bir süre manşetlerde dolaşıp belirsizliğe bırakılırsa, başlangıçtaki kararlılık görüntüsü daha büyük bir güvensizliğin sebebi olabilir.
İktidarın kendisini denetletebilmesi değerlidir. Bunun inandırıcı ölçüsü, denetimin sınırlarını da kendisinin belirlememesidir.
Kolonoskopinin görüntüsünü yayımlamak mümkündür. Ama siyasetin sağlık raporunu, basın danışmanları yazamaz…