Bir nesneyi bölmek için kuvvet gerekir. Bu kuvvet bazen fiziki, bazen de zihinsel olur. Devletler söz konusu olduğunda ise bölünme yalnızca silahlarla değil; semboller üzerinden yürütülen söylemler, temsil iddiaları ve kültürel değerlerin istismarı ile de mümkün hale gelir.

21 Mart Nevruz, Türk dünyasının en köklü ve en anlamlı bayramlarından biridir. Baharın gelişi, yeniden doğuş ve diriliş anlamı taşıyan bu kadim gün; tarih boyunca Türk milletinin ortak hafızasında önemli bir yer edinmiştir. Bu yönüyle Nevruz, sadece bir mevsimsel geçiş değil; aynı zamanda birlik, beraberlik ve kültürel sürekliliğin simgesidir.

Bugün başta Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan olmak üzere birçok Türkî Cumhuriyet’te Nevruz, resmi bayram olarak kutlanmakta ve hatta çoğu yerde resmi tatil ilan edilmiş durumdadır. Bu ülkelerde Nevruz; devlet törenleri, halk şenlikleri ve kültürel etkinliklerle, toplumsal birlikteliği güçlendiren bir unsur olarak yaşatılmaktadır. Aynı köklerden beslenen bu ortak kültür, Türk dünyasını birbirine bağlayan en güçlü bağlardan biridir.

Türkiye’de de Nevruz’un bu tarihi ve kültürel anlamına uygun şekilde “Türk Nevruz Bayramı” olarak resmi tatil ilan edilmesi, hem kültürel mirasın korunması hem de toplumsal birlik ve beraberliğin pekiştirilmesi açısından son derece önemli bir adım olacaktır. Bu adım, sadece geçmişe sahip çıkmak değil; aynı zamanda geleceğe güçlü bir ortak kimlik mirası bırakmak anlamına gelir.

Ancak ne yazık ki son yıllarda Nevruz, asli anlamından koparılarak farklı bir zemine çekilmeye çalışılmaktadır. Terör örgütü PKK ve ona müzahir çevreler, bu kadim bayramı bir kutlama günü olmaktan çıkarıp ideolojik bir propaganda alanına dönüştürme gayreti içindedir. Bu durum, sadece bir bayramın istismarı değil; aynı zamanda bir kimlik ve temsil iddiasının inşasıdır.

Bir bayram üzerinden kitle mobilizasyonu sağlamak ve bunu bir “halkın iradesi” gibi sunmak, gerçekte toplumsal çeşitliliği yok sayan ve tek tipleştiren bir yaklaşımdır. Oysa Türkiye’de hiçbir etnik kimlik, tek bir yapının tekelinde değildir. Temsil iddiası, şiddetle değil; demokratik meşruiyetle, özgür iradeyle ve çoğulculukla mümkündür.

Nevruz’un propaganda aracına dönüştürülmesi, aslında daha büyük bir sorunun parçasıdır: Ortak değerlerin ayrıştırma aracı haline getirilmesi. Oysa Nevruz, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak kültürel mirasıdır. Onu sahiplenmek, ayrıştırmak değil; birleştirmekle mümkündür.

Devletlerin bölünmesi yalnızca sınırların değişmesiyle değil; ortak değerlerin parçalanmasıyla başlar. Bu nedenle kültürel sembollerin doğru anlaşılması ve yaşatılması, en az fiziki güvenlik kadar önemlidir.

Nevruz, Türk milletinin ve Türk dünyasının ortak bayramıdır. Bu bayramın resmi tatil olarak ilan edilmesi, hem tarihsel bir hakkın teslimi hem de toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi anlamına gelecektir. Onu propaganda aracı haline getirmek ise ne kültüre ne de toplumsal barışa hizmet eder.

Ortak değerler bölünmenin değil, birleşmenin zeminidir. Nevruz da bu zeminin en güçlü simgelerinden biridir.