Türkiye’de son 25 yılda, ekonomik, hukuki, siyasi ve sosyal alanlarda yaşanan sorunların yarattığı kurumsal çürüme her gün yeni bir haberle uyanmamıza zemin hazırlıyor. Son günlerde, “suç örgütü kurma ve yönetme” nedeni ile Süleymancılar cemaatine yapılan operasyon haberleri tüm kitle iletişim araçlarında yer aldı. Cemaatin dini lideri hakkında, tabanında Hz. Muhammet ile görüştüğü, “Mehdi” olarak görüldüğü inanışının hâkim olduğu iddia ediliyor. Evinin gizli bir bölmesinde yakalandığı, kasaların tıka basa para ve altın dolu olduğu, silahlar çıktığı, kara para akladığı, 100 milyar lirayı yurtdışına kaçırdığı, yurtdışında milyarlık mülklerinin olduğu gibi ifadeler yer alıyor. Ayrıca FETÖ terör örgütünden boşalan “cemaat, tarikat, ticaret” üçgenini doldurmayı hedeflediği de belirtiliyor.
Aslına bakarsanız 1925 yılında tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştır. Yasa hala geçerliliğini koruyor. Ancak yasaya rağmen 1950’den sonra önce Kur’an kurslarıyla, daha sonra vakıf, dernek, birlik adı altında fiilen faaliyet göstermeye başladılar. AKP iktidarı döneminde ise ideolojilerine hizmet eden cemaat ve tarikatlarla, dini duyguların, ideolojik, siyasi ve ticari amaçlarla kullanılmasını sağlayıcı faydacı ilişkiler kurulduğu belirtiliyor.
Bilindiği gibi son 25 yılda iktidar, dini tarikat ve cemaatlere kamusal alanda kadrolaşma ve ekonomik faaliyetlerde denetimsiz etki sahası imkânları sağlamıştır. Öyle ki cemaatlerin Sivil Toplum Kuruluşları oldukları ifade edilmiştir. Cemaatler, yurtlar, kurslar, okullar ve de vakıflar ile ticari işletmeler üzerinden ekonomik bağımsızlık kazanmışlardır. Böylece cemaatler kitlesel oy potansiyeline sahip birer oy deposuna dönüştürülmüştür.
Ancak bu bağlamda ülkede, dini cemaat adı altında devletin kritik kurumlarına sızarak illegal paralel devlet yapılanması kuran, “Ne istediler de vermedik” dedikleri, FETÖ Terör Örgütünün gerçekleştirdiği, yargı operasyonları, Ergenekon ve Balyoz davaları ve de 250'den fazla kişinin hayatını kaybettiği darbe girişimi yaşanmıştır.
Buna rağmen, diğer cemaatlerin, yurtlar, kurslar, vakıflar ve holdingleşen ticari işletmeleri ekonomik bağımsızlık içinde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Yurt ve yaygın din eğitimi alanında cemaatler, özellikle alt ve orta sınıflar üzerinde etkili olmuştur. Şeffaflık ve denetim eksikliği, kontrol sisteminin zayıflığı pek çok toplumsal sorunlar yaratmıştır. Bağış, zekât ve aktarılan servetler cemaat liderlerine ve vakıflara aktarılmıştır. Basında cemaatlerle ilgili, çocukların yeterince korunamaması, çocuklara cinsel istismar, 8 yaşındaki kız çocuğu ile evlenme, kadınları eve kapatma, özgürlüklerini kısıtlama ya da yakın zamanda meydana gelen cemaat mensubu bir kuyumcunun müşterilerini dolandırarak altınları alıp yok olması gibi haberler yer almıştır.
Oysa Türkiye’deki tarihsel gelişimini araştırdığımızda, cemaatlerin, maddiyatı değil, İslam’ın ruhani ve ahlaki boyutunu öne çıkaran, kişinin nefsini arındırarak, Allah’a manevi olarak yakınlaşmasını sağlayan bir düşünce ve yaşam yolu olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Medreselerde ve cemaatlerde, nefis terbiyesi ile kibir, hırs, öfke, haset, iftira gibi kötü huylardan arınıp, hak, adalet, sabır, cömertlik, dürüstlük, sevgi ve yardımlaşmayı benimseterek, insanların içsel olarak olgunlaşmasını, dini inanışlarını kendi iç dünyalarında derinliğine yaşamalarını sağlayıcı öğretiler yer almıştır.
Bilindiği gibi Harput’tan, günlük yaşantılarındaki eylem, söylem ve davranışlarında adil, ahlaklı, erdemli, tutarlı, mütevazı ve de saygın pek çok din adamı gelip geçmiştir. Yaptığım araştırmalarda, Harputlu din adamları arasında, Türkçe, Arapça ve Farsça bilen, medreselerde ders veren, aruz ve hece vezni ile halk ve divan edebiyatı tarzında şiirler yazan ya da musiki ile uğraşanlar olduğu gibi okuyan, yazan ve kalıcı eserler veren nice gerçek din adamı olduğu görülmektedir. Ayrıca devletten para almayan kendi sanatlarını icra ederek geçinen, para kavramından uzak duran, halkla aynı yaşamı paylaşan, İslam dininin tasavvufi öğretilerini içten benimsemiş değerli din adamlarının, çoğunlukta olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla Harput ve eski Elazığ halkının, sağlam karakterli, adil, ahlaklı, eli açık, sofrası açık, mert ve çalışkan olmasında ve de İslam dininin, manevi, ruhi ve ahlaki boyutunu iç dünyalarında derinliğine yaşamalarında, Harput’ta yetişmiş, saygın, bilgili ve erdemli müderris, müftü ve dini şahsiyetlerin, tasavvuf öğretilerinin, etkili olduğunu düşünüyorum.
Yazımı çok beğendiğim bir anekdot ile bitirmek istiyorum:
Eski Elazığ’da, bir baba oğlunun durumunu öğrenmek için okula gider, öğretmeniyle görüşür, oğlunun notlarını sorar:
Öğretmen, “Türkçe zayıf, matematik zayıf, tabiat bilgisi zayıf…” diye devam eder.
Baba, “Ahlak notu nasıl?” diye sorar.
Öğretmen, “ahlak pekiyi” der.
Baba, “O da bize yeter” der ve ayrılır.
Günümüzün darbe girişimine yeltenen, maddiyatçı, çocuk tecavüzcülerinin olduğu cemaat ve tarikatlarını ise sizlerin takdirlerinize bırakıyorum!..