İnsan gerçekten özgür müdür? Yoksa özgür olduğunu sanan, fakat başkasının düşüncesiyle düşünen; başkasının sözüyle konuşan; başkasının gösterdiği yere bakan bir varlık mı? Şimdi kalkıp da size kölelik nedir, diye sorsam aklınıza hemen; zincir, pranga, kırbaç ve esir pazarları gelir, sonra da dönüp “hadi canım o eskide kaldı!”, dersiniz, değil mi? Oysa kölelik çağımızda bütün boyutları ile yaşıyor. Sadece kılık değiştirmiş, kurnaz, sinsi, kullandığı yol ve yöntemlerle görünmez olmuş. Artık bileklerde zinciri görünmüyor; ama prangası zihinlerde. Kırbaç, ellerde değil ama korkusu yüreklerde. En acısı da günümüzde köle, çoğu zaman köle olduğunun farkında değil.
Peki, insanı köleleştiren ne? Bence bunun iki önemli ayağı var; biri cehalet öteki biat. Cehalet; zihnin kapılarını öğrenmeye, araştırmaya, sormaya, sorgulamaya kapatmaktır. Cehalet; öğrenme ihtiyacı duymamak, duyduğunu doğru kabul etmektir. Daha kötüsü kendi aklını kullanmaktan vazgeçmektir. Bilgisiz insan yanılabilir; ama bilgisizliğini erdem sanan insan, yanılgısını savunur. İşte en büyük tehlike budur.
Cehalet, insanın gözlerini değil, zihnini karartır. Karanlıkta kalan insan önünü göremez. Peki, önünü göremeyen insan kime tutunur? Elinde tutup da yol gösterene! İşte tam bu noktada biat devreye girer. Biat: aklını başkasına teslim etmektir. Tarihi ve dini bağlamları olan bu kavram, cehaletle kol kola girince insan aklını kullanarak ışığa ulaşamaz. Karanlık ruhunu öylesine sarmalar ki arkasından gittiği kişinin niyetini de ölçemez.
Bir insanı sevebilirsiniz, bir lidere güvenebilirsiniz, bir düşünceyi benimseyebilirsiniz; ama akıl, kiraya verilmez. Çünkü akıl kiraya verildiğinde, insanın şahsiyeti de taksit taksit elinden gider. Önce soru sormaktan vazgeçer, sonra itiraz etmekten ardından düşünmekten vaz geçer; sonunda da kendi doğrularını başkasının ağzından öğrenmeye başlar. Artık kendisinin ne düşündüğünün ne söylediğinin önemi yoktur. Kimin söylediği önemlidir. Yanlış da olsa lider söylemişse doğrudur. Yapılan hukuka uygun mudur? Lider uygun demişse yuğundur. Olan ahlaki midir? Lider ahlaki demişse ahlakidir. Çünkü bağlılık başka, aklı teslim etmek başkadır. Saygı başka, kulluk başkadır. İtaat başka, düşünmeden boyun eğmek başkadır.
Peki, insan biate teslim olursa ne olur? Kendisini yönetenin yanlışını bile doğru kabul etmeye başlar. Haksızlığı “hikmet”, yolsuzluğu “hizmet”, kayırmacılığı “sadakat”, liyakatsizliğe “bizdenlik” hukuksuzluğu “dava” olarak görmeye başlar. Böylece esaret zincirinin boynuna takılmasına gönüllü olur; üstelik zinciri takanlara da minnet duyar teşekkür eder. İşte modern kölelik budur. Artık zincir özgürlüğünün düşmanı değil, güvenliğinin teminatıdır.
Şüphesiz ki kölelik bir günde oluşmaz. Sahipler, önce insanın düşüncesi teslim alırlar, sonra sorgulama yeteneği törpüler ardından da korkuyu devreye sokarlar. Artık cümleler, emir kipindedir. “Sus!”, “karışma!”, “büyüklerin bir bildiği vardır.”, “devlet aklı, sen anlamazsın.”, “emir böyle.”, “bizimkiler ne diyorsa doğru odur.” Böyle, böyle insanın zihninde küçük bir hücre-depo kurulur. Duvarları görünmez, mahkûmu dışarı çıkmaz bir hücre deposu.
Bir toplum düşünün: İnsanları soru sormuyor, kitap okumuyor, bilim insanını dinlemiyor, hukuku önemsemiyor, eleştiriyi düşmanlık sayıyor, farklı düşünene hain muamelesi yapıyor… Peki, böyle bir toplumun geleceği olur mu?
Elbette düşünmeyen toplumun yerine mutlaka düşünen birileri çıkar. Sormayanın yerine cevap veren çıkar. Araştırmayanın yerine hüküm veren çıkar. İtiraz etmeyenin yerine hükmeden çıkar. Eğer bu kişi keser gibi hep kendine yontarsa herkes aynı soruyu sormaya başlar: “Biz bu hale nasıl geldik?” Cevap basittir: Aklımızı keserciye emanet ettiğimiz için geldik!
Biat eden insanın son durağı köleliktir. Böyle bir insanın elinde cep telefonu olabilir, arabası olabilir, evi olabilir, parası olabilir; ama kendi iradesi yoksa artık o da bir maldır. Unutulmasın ki cehalet aklı, biat iradeyi, korku vicdanı susturur. Üçü birleşirse kölelik, bir mecburiyet değil, bir yaşam tarzı olur.
Hadi ÖNAL/ 4 EKİM 2026/ ELAZIĞ