Bilindiği gibi dünyada, eğitim ve öğretim sistemlerindeki köklü reformlarla ekonomik, teknolojik ve sosyal olarak muazzam bir yükseliş gerçekleştiren birçok örnek ülke mevcut. Bunlar doğal kaynakları kısıtlı olmasına rağmen sadece insan gücünü eğiterek birer dünya devine dönüşmeyi başarmış ülkeler. Söz konusu ülkelerde eğitim, siyasi ve kişisel ideolojilerden uzak, modern bilimin kabul ettiği güncel verilere dayanmaktadır. Eğitimin amacı öğrencilerin, sahip olduğu zihinsel, fiziksel ve mesleki potansiyellerinin geliştirilerek, en iyi şekilde, üretken ve topluma faydalı olmalarını sağlamaktır. Eğitim sistemlerinde bilimsellik, müfredatlarının merkezinde yer alır.
Bu kapsamda birkaç ülkeye bakacak olursak:
İkinci dünya savaşından atom bombalarıyla çıkan Japonya eğitimde yaptığı reformla küllerinden doğdu. Güney Kore, eğitime yapılan devasa yatırımlarla büyük bir ekonomik ve teknolojik dönüşüm gerçekleştirdi. "Tek kaynağımız insanımız, onu eğitmeliyiz" diyerek, eğitim sistemini, doğrudan ekonomik büyümenin ve sanayileşmenin önceliği yapan Singapur, dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdi. Yoksul bir Kuzey Avrupa ülkesi olan Finlandiya, başlattığı eğitim reformuyla, yüksek teknolojiye dayalı küresel markalar üreten bir ülke olmayı başardı. Bugünkü zenginliğinin en büyük anahtarı yarı iletken endüstrisi denilen, dünyada çip tasarımını ve üretimini ayırarak gerçekleştiren eski, yoksul, küçük bir ada ülke olan Tayvan, bilim ve fen eğitimi ile yetiştirdiği yetenekli iş gücü sayesinde yüksek teknolojiye geçen ve ülkesi her sene dış ticaret fazlası veren bir ülke oldu. Elbette ki dünyada, kaliteli eğitim ve nitelikli insan gücü sayesinde kalkınmış başka ülkelerde mevcut.
Aslına bakarsanız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da eğitim sistemi, Ulu önder Atatürk’ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözü ile şekillenmişti. Kalkınmaya yönelik laik eğitimin, bilimsel düşüncenin ve Batı’nın fen bilimlerinin esas alındığı bir eğitim sistemi vardı. Eğitim siyaset ve din üstü, milli ve bilimsel bir anlayışla ele alınırdı…
Ne var ki 1950’lerden sonra yönetime gelen sağ ve muhafazakâr iktidarlar döneminde, din bir siyasi araç olarak kullanılmaya başlandı. Sağ seçmen kitlesi, ortak bir kimlik etrafında toplanarak, kendilerine sadakat etmeleri ve oy vermeleri sağlandı.
Son 25 yıllık AKP dönemde ise din ve eğitim, siyasette bir ideolojik dönüşüm aracı olarak kullanıldı, tarihsel ve siyasi hesaplaşmaya dönüştürüldü.
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şubat 2012’de AKP Gençlik Kolları Kongresi'nde yaptığı bir konuşmada, dindar ve kindar nesiller yetiştireceklerini ifade etmişti. Bu konuşma bana, George Orwell'ın 1984 adlı filmini anımsatmıştı. Film, totaliter bir devletin baskı, korku ve sistematik beyin yıkama yoluyla bir halkı nasıl tamamen kontrol altına aldığını ve itaat ettirdiğini anlatır. Filmi izlediğimde “Beyin yıkamanın meğer ne değişik yöntemleri varmış” diye düşünmüştüm. Zira AKP iktidarı tarafından, ülkemizin eğitim sisteminde yapılan değişiklikler de genç nesillerin beyin yıkama aracına dönüşmüş durumda. Sorgulamayı engelleyerek, kendi ideolojilerini benimsetmekte, eğitim sisteminden yararlanılıyor.
Bu kapsamda okulların, öğretim programlarında ve kurumsal yapılarında dini içerikli değişiklikler yapılmaya, 4+4+4 eğitim modeli ile başlandı. Dini eğitim, kurumsal olarak yaygınlaştırıldı, bütçesel olarak desteklendi. Öyle ki dini eğitim anaokulundan üniversiteye kadar sistemin ana unsuru haline getirildi. Müfredata yeni dini dersler eklendi. Milli Eğitim Bakanlığı, dini vakıf, dernek ve cemaat uzantılarıyla resmi iş birliği protokolleri imzaladı. Vaizler, imamlar ve manevi danışmanlar okullara girerek öğrencilere yönelik seminerler ve faaliyetler düzenlemeye başladı. Dini derneklerin okullarda yarışmalar, ödüllü sınavlar ve kamplar düzenlemesinin önü açıldı. Diyanet bağlantılı sübyan mektepleri ve Kur'an kursları yaygınlaştırılarak din eğitimi okul öncesi döneme kadar indirildi. Tüm okullarda mescit açılması yasal olarak zorunlu hale getirildi. Eğitim sisteminde dinin kapsadığı alanın kamu kaynaklarından aldığı pay artırıldı.
Söz konusu gelişmeler etkisinde Türkiye'de laik, bilimsel ve rasyonel eğitim zemin kaybetmeye başladı. Biyoloji müfredatından evrim teorisi çıkarıldı. Modern bilim dünyasından kopuş başladı. Eğitim sistemi, analitik düşünme becerisi kazandırmakta yetersiz kaldı. Fen bilimleri, matematik ve okuma becerilerinde Türkiye, PISA ve TIMSS gibi küresel eğitim endekslerinde OECD ortalamalarının altında kaldı, bu durum süreklilik kazandı. Üniversitelerdeki idari yapılanmalar, liyakat tartışmaları ve bütçe yetersizlikleri nitelikli bilim insanlarının yurt dışına gitmelerine neden oldu. Bilime dayalı yükseköğretim yapısı kan kaybetmeye başladı. Türkiye’de eğitim sistemi, fen bilimlerinden ve bilimsel düşünceden uzaklaştıkça toplumsal kalkınmaya yönelik eğitimden de koptu.
Netice olarak çağdaş ve evrensel bilim anlayışına dayalı bir eğitim sistemi, bir ülkenin kalkınması, ekonomik büyümesi ve toplumsal refahı için en temel unsurdur. Eğitimin iflası, bir ülkeyi batırmaz ama o ülkeyi ekonomik bir sömürgeye dönüştürür!..
EĞİTİM SİSTEMLERİNDE BİLİMSELLİK
SEVİM ANAGÜR KOYUNOĞLU
Yorumlar