"Korku imparatorlukları kurulur mu?" diye sorsam... Birçoğunuz "Hayır." dersiniz. Oysa tarihe bakın. Firavunlar korkuyla hükmetti. Nemrutlar korkuyla sindirdi, Hitler korkuyla susturdu. Stalin korkutarak hüküm sürdü. Nice diktatörler, halkının sevgisini kazanacağına etraflarına korku salarak iktidarda kaldı. Ancak tarihin değişmeyen bir hükmü var: Korku üzerine inşa edilen hiçbir düzen sonsuza kadar ayakta kalmaz, kalmamıştır. Çünkü korkunun olduğu yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde adalet olmaz. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Huzurun olmadığı yerde ise ne devlet yücelir ne millet güçlenir.
Korku, Allah'ın insana verdiği en önemli savunma mekanizmalarından biridir. Beynimiz bir tehlike algıladığında saniyeler içinde bütün vücudu alarma geçirir. Kalbimiz hızlanır, kaslarımız gerilir, adrenalin yükselir. Bedenimiz ya savaşmaya ya kaçmaya ya da donup kalmaya hazırlanır. Bu, yaratılışın bize bahşettiği bir mucizedir. Korku olmasaydı çocuk ateşe dokunur, insan uçurumun kenarında tedbirsiz yürür, tehlike ile hayat arasındaki sınırı fark edemezdi. Demek ki korku, doğru yerde ve doğru ölçüde olduğunda hayat kurtarır. İnsan yalnızca gerçek tehlikelerden korkmaz, bazen hiç gerçekleşmeyecek ihtimallerden de korkar. Henüz yaşanmamış olayların acısını bugünden çeker. Olmamış bir iflasın, gelmemiş bir ölümün, gerçekleşmemiş bir felaketin, olmayacak bir yalnızlığın yükünü omuzlarında taşır. İşte korkunun hastalığa dönüştüğü yer tam da budur.
Bir başka korku daha vardır ki onun adı vicdandır. Hiç düşündünüz mü? Hırsız neden sürekli arkasına bakar? Yalancı neden söylediği her yalanı yeni bir yalanla kapatmaya çalışır? Yolsuzluk yapan neden şeffaflıktan rahatsız olur? Zalim neden adaletten korkar? Siyasetçi neden yaptığı bir kötülük ileride başına iş açmasın diye kabul dediği kanuna madde ekler. Çünkü insan herkesi kandırabilir. Ama vicdanını kandıramaz. Vicdan, gecenin en karanlık saatinde bile insanın kulağına hakikati fısıldayan ilahi bir muhafızdır. Onu susturabilirsiniz; ama yok edemezsiniz.
Bugün asıl üzerinde düşünmemiz gereken korku ise topluma bilinçli olarak yayılan korkudur. İnsanlar neden konuşmaktan çekinir? Neden düşüncelerini açıklarken cümlelerini yarıda keser? Neden sosyal medyada yazdığı bir cümleyi defalarca okuyup acaba bu yazdıklarım başıma iş açar mı diye düşündükten sonra siler? Neden birçok insan doğruları fısıldayarak söyler. Neden hatalar, yanlışlıklar, onu yapanların yüzlerine haykırılmaz? Neden… Neden… Neden…Neden? Çünkü korku başlı başına bir güçtür ve bulaşıcıdır. Bir insana korku salarsınız, on kişi susar. On kişi susarsa yüz kişi sessizleşir. Sonra sessizlik normalleşir. En sonunda da haksızlık sıradanlaşır. İşte toplumların çöküşü tam da burada başlar.
Korkuyla yönetilen toplumlarda liyakat ikinci plana düşer. Cesaretin yerini sadakat, bilginin yerini biat alır. Erdemin tahtına da menfaat oturur. Eleştiren kınanır, yağcılık ve kutsanır ve alkışlanır. Alkışın çoğaldığı yerde yanlışlar büyür. Yanlışlar büyüdükçe devlet küçülür. Çünkü devleti ayakta tutan, alkış değil; adalettir. İnsan yalnızca zalimden korkmamalıdır. Asıl korkması gereken, zalimin yanında sessiz kalmaktır.
İnsanlar, kul hakkı yemekten korkmalıdır. İhanet etmekten korkmalıdır. Yalan söylemekten korkmalıdır. Haram lokmadan korkmalıdır. Mazlumun ahını almaktan korkmalıdır. Allah'ın huzuruna vereceği hesaptan korkmalıdır. Korku bu boyutları ile insanı eşrefi mahlukat yapar. Aksi insanı alçaltır.

Psikoloji bize, korkunun tedavisinin mümkün olduğunu söylüyor. Tehdidi doğru değerlendirmek… Korkuyla kontrollü biçimde yüzleşmek… Gerekirse uzman desteği almak… Bütün bunlar doğrudur. Fakat toplumların korkusunu giderecek ilacın adı psikoloji değildir. Toplumların ilacı güvendir. Toplumların ilacı adalettir. Toplumların ilacı özgürlüktür. Toplumların ilacı vicdandır. Çünkü insanlar adalete güvendiklerinde korkuları azalır. Hukuka güvendiklerinde sesleri yükselir. Vicdanlarını kaybetmedikleri sürece de hiçbir zorbalık onları uzun süre susturamaz.
Bugün herkes kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben neden korkuyorum? Gerçek bir tehlikeden mi? Yoksa bana öğretilmiş korkulardan mı? Vicdanımdan mı? Yoksa haksızlığa karşı susmanın hesabını verememekten mi? Çünkü insanı esir eden korku, dışarıdan gelen değildir. İnsanı asıl esir eden; korkuya teslim olmuş zihindir.
Unutmayalım ki korku, hakikatin önüne duvar örebilir; ama o duvarı sonsuza kadar ayakta tutamaz. Günün birinde hakikat mutlaka o korku duvarı yıkılır. Çünkü korku geçicidir. Hakikat ise daimidir ve kalıcıdır.

Hadi Önal/ 14 Ağustos 2026/ Elazığ