Bir zamanlar haram, haramdı; hırsızlık, hırsızlıktı; rüşvet, rüşvetti; yalan, yalandı; ahlaksızlık, ahlaksızlıktı; hain haindi. Sonra ne olduysa oldu, kelimeler aynı kaldı; ama anlamları değişti. Haram makyajlandı, hırsızlık ambalajlandı, rüşvet maskelendi, yalan sıradanlaştı, ahlak dumura uğradı; hain, yoldaş oldu; ihanet hem boyandı hem de boylandı.
Öyle ya eskiden kamu görevlisi, görevini kötüye kullanır da haksız kazanç sağlarsa suç işlemiş olurdu. Şimdi? “Koy, yan cebime de ambalajı su sızdırmasın”, deniliyor. Canım alan razı veren razı kime ne? Tefecilik vardı bilirsiniz; kılık değiştirdi, adı: “Akıllı yatırım” oldu. Hem paranın para doğurmasının yanlışı nerede? Paranın doğurganlığı ne kadar çok olursa kıymeti de o kadar artar, değil mi ya! Piyasa böyle efendi! Birileri yanacak ki birileri ısına! Artık insanın kanını emene vampir denilmiyor. Ya ne deniliyor? “Finans uzmanı”
Bir zamanlar faiz haramdı, şimdilerde adı “Kredi maliyeti” oldu. Bankaya borçlanacaksın sonra aldığın paraya %50 ekleyip geri ödeyeceksin. Vatandaş söğüşlenmişmiş kimin umurunda! Türkiye’nin vergi rekortmenlerine bak! Baktın mı kimler başta? Elbette bankalar… Paradan para kazanıyorlar ya!
Faize de yeni bir ad bulmuş Siyasal İslamcılar:“sukuk” diyorlar. Yatırımcının varlığının işletilmesinden doğan periyodik gelir. Kısaca al-ver gülüm oryantali. Ardından helalleş, oldu da bitti maşallah! Ne demişti bir zamanların Hazine ve Maliye Bakanı: "Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır." Niye öyle bön bön bakıyorsun? Anlayamadın mı hâlâ!
Eskiden kamu malına el uzatmak hırsızlıktı. Şimdi, “devletin malı deniz götürene bey deriz” zaman dilimindeyiz. Çağ atladık çağ. Çağ atladık da hâlâ bazı dom kafalar anlamıyorlar. Yahu! Devlet malını talan bir büyük milli fırsatı değerlendirmektir. Götürdüğün kadar itibarlısın! “Haydi, batan geminin malları bunlar! Gel, sen de değerlendir bu milli ve yerli fırsatı… Tek şart bizden olman! Bırak, kamu malı yetimin, fakirin, emeklinin, işçinin, öğrencinin, çiftçinin, velhasıl milletin hakkıdır”, diyen çığırtkanlar istedikleri kadar çığırsınlar.
Ha unutmadan söyleyeyim: ihaleleri iyi değerlendirmek gerek. Yap- işlet- yükün denkleştir. Yükün tut ki itibarın artsın! Devir köşe dönme devri. İşini bileceksin kardeşim. Takılacaksın götürenler kervana… Nasıl olsa “Nereden buldun?” diye soran bir mekanizma da yok! Hele de bizden bir tarikatın veya vakfın adamı olursan vallahi akan sular durur. Hem şimdi makul olan götürmenin inceliği… Bak, milyonları götürenlere madalya vermekle kalınmıyor bir de mikrofon uzatıyorlar: “Efendim, başarınızın sırrı?” Adam anlatıyor: “Çok çalıştım.” Öyle ya çok çalışmış ki adam birine bin katmış. Canım, niye öyle bakıyorsun? Adam çalmamış ki çok çalışmış… Hem önemli olan “nasıl kazandığı değil, ne kadar kazandığı.” Yatırımın da daniskasını yapmış. Nereye mi? New York’a, Mişigan’a, Londra’ya, Köln’e… Sonra efendim, sen de gayet iyi biliyorsun ki “paran varsa başarılısın, malın varsa itibarlısın, bir makama geldiysen mutebersin. Nasıl geldiğin? Gerisi lafı güzaf sen sonuca bak!”
Kavramlar çağ atlamış sen hâlâ yerinde sayıyorsun. Eskiden kumar denirdi, şimdi: “Şans oyunu.” Artık kaybedene “aptal” demiyorlar. “Şansı yaver gitmedi.” Ya kazanana ne diyorlar: “Talihli vatandaş.”
Eskiden uyuşturucu satana “zehir taciri” denir, kınanır ve toplumdan dışlanırdı. Şimdi uyuşturucu “Getirisi Yüksek Sektör” oldu. Sektör ya ne sandın! Fabrika değil ama dumanı tütüyor. İstihdam sağlamıyor; ama İnsanların akıl ve beden sağlığını bozarak erken ölmelerine sebep oluyor. Böylece gelecek kuşaklara yer açıyor.
“Eskiden mahremiyet vardı, utanma vardı, ar vardı.”, bak işte kendin ifade ediyorsun “eskiden” diyorsun. Bırak şu eskiyi… Çağa ayak uydur çağa! Bak, namus, şeref, haysiyet dâhil her şeyin satılığa çıkarıldığı bir çağdayız. Kimse kimsenin özeline karışmasın.
Zina mı dedin? Yahu suç olmaktan çıkalı onun da adı değişti, duymadın mı? Adı “Gizli aşk.”, oldu. Tıpkı aldatmanın yeni adının: “İlişkisel karmaşa.” Sadakatsizliğin: “Yeni başlangıç”, yalanın adının “Stratejik iletişim” olduğu gibi… Dedim ya sen hâlâ çağın gerisindesin. Medeni ol medeni! Kafanı devekuşu gibi kuma gömme! Bırak kim ne diyorsa desin; kim yiyorsa yesin; insanların tercihlerine düşmanlık etmen niye? Adam, domuz eti yiyormuş, yesin kardeşim sana ne? Domuz eti kasaplık et olarak tescillenmiş ve de 7 Temmuz 2006 tarih ve 26221 sayılı resmi gazetede yayınlanmış mı? Evet! O halde, bak, sen vatandaş olarak inancın, ilmin, hakikatin olduğu kadar resmiyetin de gerisine düşmüşsün! Kaldı ki domuza “kasaplık hayvan” demekle domuz, domuz olmaktan çıkar mı?
Hadi ÖNAL/ 23 Ağustos 2026 / ELAZIĞ