Söz Ola Kese Savaşı Söz Ola Kestire Başı

Sözün gücünü ve insan hayatındaki tesirini en yalın biçimde özetleyen bu unutulmaz dizeler, Türk tasavvuf şiirinin öncüsü Yunus Emre'ye aittir. Şair bu felsefi anlatımıyla, dilin hem yapıcı hem de yıkıcı olan muazzam gücünü gözler önüne serer. Doğru ve barışçıl bir dille söylenen bir söz, en büyük husumetleri ve savaşları bitirebilecek bir uzlaşı gücüne sahiptir. Buna karşılık, düşünülmeden veya öfkeyle sarf edilen kırıcı bir kelam, büyük felaketlere yol açarak insanın kendi sonunu hazırlamasına neden olabilir. Derviş Yunus, tatlı dilliliğin ve güzel üslubun, en zehirli ve acı durumları bile bir anda iyileştirip tatlıya bağlayabileceğini vurgular. Bazı sözler vardır, söylendiği anda unutulur. Bazıları ise yıllarca insanın içinde yaşamaya devam eder.

Söz, yalnızca ağızdan çıkan birkaç kelime değildir. Bazen bir insanın kalbine dokunan bir el, bazen de farkında olmadan kapattığımız bir kapıdır. Sözün mimarisi tavırdır; öyle bir üslupla konuşursun ki önündeki tüm kapılar kapanır, öyle bir edayla söylersin ki en derin uçurumlar üzerinden yollar uzanır.Sözün anlamını çoğu zaman sözcüklerden önce, onu söyleyenin yüzü ve sesi belirler. Doğrusu insan, duygularıyla yaşayan bir varlık. Anlaşılmak, onaylanmak, değer görmek istiyoruz. Bunu her zaman dile getirmesek de içten içe bekliyoruz. Birinin bizi gerçekten dinlemesi, sözümüzü önemsemesi, gülümseyerek başını hafifçe eğmesi bile bazen uzun cümlelerden daha fazla şey anlatıyor. Bir annenin “Sen yaparsın.” demesi, bir çocuğun hayatında yıllarca taşıyacağı bir cesarete dönüşebilir. Bir babanın “Seninle gurur duyuyorum.” sözü, belki de bir insanın kendine olan inancını yeniden kurabilir. Ama bunun tam tersine, düşünmeden söylenmiş küçücük bir söz de insanın içinde yıllarca kapanmayan bir yara bırakabilir.Bu yüzden sözün bir ağırlığı vardır. Her gülüş doğal olmadığı gibi her güzel söz de samimi değildir. Yüz başka, söz başka olduğunda güvenimiz sarsılır. Çünkü insanın içinde kelimelerin ötesini anlayan ince bir kavrayış vardır: SEZGİ. Bazen karşımızdaki “İyiyim.” der ama iyi olmadığını biliriz. “Önemli değil.” der ama kırıldığını hissederiz. “Sen bilirsin.” der ama aslında gönlünün başka bir şey söylediğini anlarız.Çünkü söz, yalnızca söylenmez; yaşanır.Bir insanın söylediği söz ile davranışı birbirini tamamladığında güven doğar. Söz davranıştan koptuğunda ise kelimeler anlamını kaybetmeye başlar.Belki de bu yüzden insanın gerçek zenginliği, ne kadar çok konuştuğunda değil; söylediği sözün arkasında ne kadar durabildiğinde saklıdır.

Konuşmak kolaydır. Güzel sözler söylemek de…

Asıl mesele, söylediğimiz sözün sorumluluğunu taşıyabilmektir.

Çünkü bazı sözler havaya bırakılmış sesler değildir. Bir insanın kalbine bırakılır. Kimi orada çiçek açar, kimi diken olur.Bu yüzden konuşmadan önce düşünmek gerekir: “Ben şimdi yalnızca bir söz mü söyleyeceğim, yoksa bir insanın içinde uzun süre yaşayacak bir şey mi bırakacağım?” diye.Belki de olgunluk, her düşündüğümüzü söylemek değil; söylediğimiz her sözün bir insanda nasıl yankılanacağını hesaba katabilmektir.

Çünkü söz geçer, ses susar, sohbet biter…Ama insanda bıraktığı iz kalır.

Ve bazen bir insanı yıllar sonra bile hatırlatan şey, onun bize ne söylediği değil; söylediği sözün bize kendimizi nasıl hissettirdiğidir.

Güzel sözler sarf ettiğimiz, güzel hissettirdiğimiz bir hafta olsun…