Bir tırtıl vardı…

Toprağın kokusunu bilen, yaprakların üzerinde ağır ağır ilerleyen, dünyayı yalnızca sürünerek tanıyan. Hayatı, önüne çıkan yeşillikleri yemek ve bir sonraki dala ulaşmaktan ibaretti. Ne gökyüzünü merak ederdi ne de ufkun ötesini… Çünkü bildiği tek gerçek, bulunduğu yerdi.

Ama bir gün, içinde tarif edemediği bir huzursuzluk filizlendi.

Sanki kalbinin derinliklerinde bir şey fısıldıyordu: “Bu, son halin değil…”

Ve o gün geldiğinde, tırtıl kendine bir koza ördü.

Dışarıdan bakıldığında bu, bir son gibiydi. Hareket yoktu, ses yoktu, umut yoktu.

Belki de görenler şöyle düşündü:

“Bitti… Artık yok.”

Oysa kimse içeride olanları görmüyordu.

O karanlık kozada bir savaş vardı.Kaos ve entropi…

Eski benliği çözülüyor, parçalanıyor, yok oluyordu adeta.

Tırtıl, bildiği her şeyden vazgeçmek zorundaydı. Çünkü dönüşüm, konforu sevmezdi.

Ve en acısı şuydu:

Ne olacağını bilmeden değişmek…

Zaman geçti.

Ve bir sabah…

Koza çatladı.

İçinden çıkan şey artık bir tırtıl değildi.

Kanatları vardı. Hafifti. Gökyüzü artık bir hayal değil, bir davetti.

Kelebek ilk kez havalandığında, aslında şunu anladı:Süründüğü günler, uçacağı günlerin hazırlığıydı.

İnsan da böyle değil midir?

Bazen hayat seni bir kozanın içine hapseder. Her şey durmuş gibi gelir. Kaybolduğunu sanırsın.Sıkışırsın…Sıkılırsın…Kabz halindesindir. Ama belki de o an, en büyük dönüşümün başladığı andır.

Çünkü bazı sonlar, aslında gökyüzüne açılan kapıdır.Sonra gelir bast hali….Gece ile gündüz gibi… kış ile yaz gibi… dert ile deva gibi…bırakmak ile tutunmak gibi…tez ile antitez gibi… varlık ile yokluk gibi…

Tırtılın kelebeğe dönüşmesi, yalnızca doğanın değil, düşüncenin de en derin mecazlarından biridir. Bu dönüşümü, farklı çağların zihinleri kendi dilleriyle fısıldamıştır:

Friedrich Nietzsche:

“Yılan derisini değiştiremezse ölür; insan da düşüncelerini değiştiremezse…”

Çünkü değişmeyen, aslında yaşamıyordur.

Carl Jung:

“Kişi, karanlığı hayal ederek değil, bilinçli hale getirerek aydınlanır.”

Tırtılın kozadaki karanlığı, kelebeğin doğumhanesidir.

Heraclitus:

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

Ve bazen bu değişim, bir kanat çırpışı kadar hafif ama bir hayat kadar derindir.

Rumi:

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.”

Çünkü kelebek olmak, önce tırtılı geride bırakmayı gerektirir.

Charles Darwin:

“Hayatta kalan en güçlü ya da en zeki olan değil, değişime en iyi uyum sağlayandır.”

Dönüşüm, bir seçim değil, varoluşun ta kendisidir.

Ve belki de tüm bu sözlerin özeti şudur:

Kozaya giren her ruh, eğer sabrederse, bir gün kendi gökyüzünü bulur.