Yıllarca bu toprakların insanına aynı cümleyi fısıldadılar:“Su akar, Türk bakar…”Bu söz yalnızca bir alay değildi.Bir zihniyetin özetiydi.Türk’ün üretemeyeceğine, yalnızca tüketebileceğine; yön veremeyeceğine, ancak izleyebileceğine dair kurulan görünmez bir duvardı.
Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren savaşlarla yorulan, sanayileşme yarışını kaçıran, ekonomik darbelerle sarsılan bir millet; uzun yıllar boyunca teknolojiyi dışarıdan alan bir ülkeye dönüştü.Uçağı başkasının, tankı başkasının, yazılımı başkasının, hatta bazen iradesi bile başkasının gölgesinde kaldı.
Bir dönem geldi;savunma sanayisinde alınan en basit bir parça için bile başka devletlerin kapısı çalınıyordu.Ambargolar konuyor, parçalar verilmediğinde sistemler çalışamaz hale geliyordu.Kendi güvenliğini bile başkasının iznine bağlayan kırılgan bir düzen oluşmuştu.Fakat milletler bazen en çok sıkıştıkları yerde yön değiştirir.Türkiye için de kırılma noktası buydu.
Çünkü anlaşıldı ki;başkasının teknolojisiyle yalnızca bugünü koruyabilirsin, ama geleceği kuramazsın.
Sonra sessiz ama derin bir dönüşüm başladı.
Atölyelerde, teknoparklarda, mühendislik masalarında, gece ışığı sönmeyen laboratuvarlarda yeni bir nesil yetişti.Bu insanlar yalnızca maaş için çalışmıyordu;onlar, yıllardır küçümsenen bir milletin özgüvenini yeniden inşa ediyordu.Bir zamanlar dışarıdan alınan insansız hava araçları artık bu topraklarda üretilmeye başlandı.Bayraktar TB2 yalnızca bir savunma sistemi olmadı; dünyanın dikkatini çeken bir teknoloji hamlesine dönüştü.Ardından ANKA geldi.Sonra daha güçlü, daha uzun menzilli sistemler…AKINCI göğe çıktığında mesele artık sadece bir araç üretmek değildi.O an aslında bir psikolojik eşik aşılmıştı.
Çünkü yıllarca “Türk yapamaz” diyen cümle ilk kez bu kadar güçlü sarsılmıştı.
Ama mesele sadece İHA-SİHA da değil.
Bugün Türkiye;kendi savaş gemilerini üretiyor,milli füze sistemleri geliştiriyor,uydu projeleri yürütüyor,elektrikli otomobil yapıyor,yazılım ve yapay zekâ alanında yatırım yapıyor,enerji bağımsızlığı için denizlerde doğalgaz arıyor,savunma ihracatı yapan ülkeler arasına giriyor.
TCG Anadolu denize indiğinde insanlar yalnızca bir gemi görmedi.Bir milletin “ben yeniden ayağa kalkıyorum” deme biçimini gördü.
TOGG T10X yollara çıktığında da mesele yalnızca otomobil değildi.Çünkü bazı araçlar motordan fazlasını taşır; bir toplumun özgüvenini taşır.
Elbette eksikler hâlâ var. Daha bir çok eksiğimiz var…
Ekonomik sorunlar var, eğitimde problemler var, teknoloji yarışında gidilecek çok uzun bir yol var.
Dünyanın devleriyle rekabet etmek kolay değil.
Ama artık önemli olan şu:
Türkiye ilk kez uzun yıllardan sonra yalnızca izleyen tarafta kalmak istemiyor.
Bir milletin kaderi bazen tek bir cümlede değişir.
Eskiden küçümsemek için söylenen o söz, bugün tersine dönüyor:
Artık mesele “Su akar, Türk bakar” değil.
Mesele şu:
Türk artık yalnızca bakmıyor.
Tasarlıyor.
Üretiyor.
İhraç ediyor.
Ve en önemlisi; yeniden inanıyor.
Theo Francken, geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye geldi.Türkiye’nin savunma sanayii hakkında son dönemde dikkat çeken açıklamalar yaptı. Özellikle Türk İHA/SİHA teknolojileri, AR-GE kapasitesi ve üretim gücüne vurgu yapan Francken’in şu sözleri geniş yankı uyandırdı:
“Türk savunma sanayisi benim için bir rol model niteliğinde.”
Bir başka açıklamasında ise Türkiye’nin savunma alanında ulaştığı seviyeyi şu ifadelerle anlattı:
“Türkiye, inovasyon ve güçlü bir savunma kapasitesi oluşturma konusunda gerçekten çok ileri seviyede.” Bu açıklamalar; özellikle ASELSAN, Baykar ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii gibi yerli savunma şirketlerinin Avrupa’da daha yakından takip edilmeye başlandığı bir dönemde geldi. Francken ayrıca Belçika ile Türkiye arasında yeni savunma iş birlikleri ve anlaşmalar yapılacağını da ifade etti.
Bu sözlerin dikkat çekici yanı yalnızca bir övgü olması değil; uzun yıllar boyunca savunma teknolojilerinde dışa bağımlı görülen Türkiye’nin artık Avrupa’da “örnek alınan” bir ülke olarak anılmaya başlanmasıdır.
Bir zamanlar başkalarının teknolojisini satın alan bir ülkenin, bugün kendi göğünü kendi mühendisleriyle koruyan bir güce dönüşmesi… Tarihin sessiz ama derin kırılmalarından biridir.
Bir zamanlar küçümseyen bir cümleydi o:
“Su akar, Türk bakar…”
Sanki bu millet yalnızca kıyıda duran, olup biteni seyreden bir halkmış gibi söylediler bunu yıllarca.
Kendi göğünü başkasının uçağıyla ölçen, kendi sınırını başkasının haritasıyla koruyan bir ülke sanıldı Türkiye.Ama tarih bazen sessiz yürür.Bir milletin uyanışı önce fabrikalarda değil, insanların zihninde başlar.
Sonra bir gün göğe bakarsın;eskiden satın alınan teknolojilerin yerinde artık kendi imzan durur.
Bugün Bayraktar TB2, ANKA, AKINCI gibi sistemler yalnızca birer araç değil;
“Yapamazsınız” denilen yıllara verilmiş cevaplardır.
Çünkü mesele sadece teknoloji değildir.
Mesele, bir milletin yeniden “ben de varım” diyebilmesidir.
Dün başkasının pistine bakan gözler, bugün kendi semasında kendi kanadını izliyor.
Türk artık yalnızca bakmıyor…
Üretiyor, geliştiriyor, yön veriyor….Hiç bitmeden tükenmeden…