Küçük ihmallerin sonuçları bazen istemediğimiz büyük sonuçlar doğurabiliyor.
Kırık Cam Teorisi (Broken Windows Theory), James Q. Wilson ve George L. Kelling tarafından 1982 yılında ortaya atılan bir suç ve toplumsal düzen kuramını hepimiz duymuşuzdur. .Bunun üzerine hepimizin farkındalık ve fikirleri vardır elbette. Bu teori farklı yorumlara açık olsa da ; bu teoriyi ben küçük ihmallerin büyük sonuçları olarak okuyorum ve yorumluyorum. Kırık Cam Teorisi, ilk bakışta oldukça basit bir gözlem üzerine kuruludur: Bir yerde kırılmış bir cam varsa ve o cam uzun süre tamir edilmezse, kısa süre içinde başka camların da kırılma ihtimali artar. Çünkü insanlar yalnızca kırık cama bakmaz; kırık camın verdiği mesaja bakar. “Burası ile kimse ilgilenmiyor.” Mesajı kodlanır. İşte teorinin asıl gücü burada ortaya çıkar. Bir camın kırılması tek başına büyük bir sorun değildir belki. Fakat kırılan camın onarılmaması, çevredeki insanlara o alanın denetimsiz, sahipsiz ve kuralsız olduğu hissini verebilir. Böylece ilk küçük ihlal, başka ihlallerin önünü açabilir.
Bir apartmanın girişine birisi küçük bir kâğıt parçası atar.Kimse kaldırmaz. Kimse aldırmaz. Ertesi gün başka biri elinde ki su şişesini oraya bırakır. Bir süre sonra merdiven boşluğunda poşetler, sigara izmaritleri ve çikolata kağıtları görülmeye başlar. Başlangıçta sorun bir kişinin yere attığı küçük bir çöptür.Fakat asıl dönüm noktası çöpün atılması değil, çöpün orada bırakılmasıdır. Çünkü ikinci kişi şunu düşünür; “Burada zaten çöp var.”Üçüncü kişi;“Demek ki kimse önemsemiyor.”Bir süre sonra davranış değişir ve çöp atmak artık kişiye yanlış bir davranış gibi gelmemeye başlayabilir. İşte Kırık Cam Teorisi'nin “normalleşme” dediği süreç budur. İş Güvenliği ihlallerini çok ama çok büyük ölçeklerde yaşıyoruz ülkemizde , şehrimizde…Bir işyerinde çalışanlardan iş güvenliği kurallarına uymaları istenmektedir. Örneğin çalışanlardan baret takmaları beklenmektedir. Bir çalışan bir gün:“Beş dakikalık iş, bir şey olmaz.”diyerek baretsiz çalışmaya başlar. Zaten kontrol gözetim yetersiz.Y önetici bunu görür belki ama müdahale etmez.Müdahale ve uyarı olmayınca;Ertesi gün başka bir çalışan da baretsiz çalışır. Daha sonra:“Zaten kimse takmıyor.”denilmeye başlanır. Bir süre sonra kural kâğıt üzerinde vardır ama uygulamada artık yoktur. Burada ilk olayın kendisi belki küçük bir ihlaldir. Ancak yöneticinin müdahale etmemesi, kuralın bağlayıcılığını zayıflatır. Bu nedenle Kırık Cam Teorisi açısından önemli olan yalnızca çalışanın yaptığı ihlal değildir. İhlale verilen tepki de davranışları ve daha sonraki süreci şekillendirir.
Bir okulun duvarına bir öğrenci küçük bir yazı yazar. Öğretmenler bunu görür fakat:“Çocuk işte, olur böyle şeyler.”diyerek uyarmaz , uyarsa da o yazıyı temizletmez. Bir hafta sonra başka bir öğrenci başka bir yere yazı yazar. Sonra sıralar çizilir. Sonra duvarlar kirletilir. Başlangıçta öğrencilerin tamamı kurallara karşı değildir. Fakat çevrenin görüntüsü değiştikçe “burası zaten böyle” düşüncesi ortaya çıkabilir. Dolayısıyla fiziksel çevre, insan davranışlarına ilişkin bir sinyal vermeye başlar.
Benzer durumu trafikte de yaşarız.Bir kavşakta sürücüler kırmızı ışıkta geçmeye başlamıştır.İlk sürücü:“Gece zaten kimse yok.”diye düşünür. Arkasındaki sürücü onu görür ve aynı şeyi yapar. Bir süre sonra kırmızı ışıkta durmak istisna, geçmek ise olağan davranış hâline gelebilir. Burada da ilk ihlal, sonraki kişilere bir tür davranış modeli sunmaktadır. İnsanlar sadece yazılı kurallara göre davranmazlar. Başkalarının ne yaptığına da bakarlar.
Bu örnekler uzar gider…
Ezcümle;Kırılan cam yalnızca cam değildir.
Bazen kırılan;bir kuraldır, bir güven duygusudur, bir saygıdır, bir adalet duygusudur, bir sorumluluk anlayışıdır. Ve bunların hiçbiri onarılmadığında insanlar yalnızca kırılmış olanı görmez. Bu nedenle toplumları ayakta tutan şey yalnızca büyük yasalar ve ağır cezalar değildir. Bazen çok daha küçük şeylerdir. Küçük olanı gözetmek dileğiyle…