FIRAT'IN KIYISINDAN DÜNYAYA: ELAZIĞ, İKLİM DİPLOMASİSİNİN BİLİM AYAĞINI KURUYOR
Kasım ayı Türkiye için sıradan olmayacak. 9-20 Kasım 2026'da Antalya, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na COP31'e ev sahipliği yapacak; yaklaşık yüz bin katılımcının, 197 ülke temsilcisinin ağırlanacağı bu zirvede Türkiye dönem başkanlığını da yürütecek. İklim artık sadece dış politikanın değil, bilim politikasının da merkezinde.
Tam bu noktada sahne Antalya'dan Elazığ'a kayıyor. COP31'in başladığı haftanın hemen ardından, 11-14 Kasım'da Fırat Üniversitesi'nde "Uluslararası Sürdürülebilir Su Yönetimi ve İklim Değişikliği Kongresi" kapılarını açacak. Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naim Sağlam'ın koordinatörlüğünde, Uluslararası Akademik Platform (AKAP) ve Fırat Üniversitesi iş birliğiyle şekillenen kongre, Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan İklim Değişikliği Başkanlığı'na, Elazığ Valiliği ve Belediyesi'ne uzanan geniş bir destekle örülüyor.
Bu bir tesadüf değil. Elazığ'ın hikâyesi zaten suyla yazılıyor. Fırat'ı besleyen Keban Barajı'nın gölgesinde, Hazar Gölü'nün kıyısında büyüyen bu şehir, Türkiye'nin su hafızasının en köklü sayfalarından birini taşıyor. Bugün de azalan yağışlar ve değişen akış rejimleriyle iklim krizinin en somut sınavının verildiği yerlerden biri. Burada toplanacak bilim insanlarının verisi, soyut bir tartışmadan çok, toprağın kendisinden süzülüyor.
Kongrenin sloganı sade ama isabetli: "Suyun geleceği, iklimin geleceğidir." Bu cümle, COP31'de tartışılacak gıda güvenliğinden enerjiye, göçten kuraklığa kadar her başlığın ortak paydasını özetliyor. Su, iklim krizinin en görünmez ama en yaşamsal cephesi; sofradaki ekmeğin, barajdaki elektriğin kaderini o belirliyor.
Büyük zirveler çoğu zaman metropollerde toplanır; asıl mücadele ise taşrada, havzada verilir. Elazığ'ın bu kongreye ev sahipliği yapması, Anadolu'nun bilim üretim kapasitesinin İstanbul-Ankara ekseninin dışına taştığının kanıtı. Fırat Üniversitesi, yıllardır biriktirdiği akademik sermayeyi tam da ülkenin küresel sahnede en görünür olduğu haftada devreye sokuyor.
Asıl sınav, kongre bittikten sonra başlıyor. Üretilen önerilerin COP31 sürecine gerçekten taşındığı bir hat kurulabilirse, Elazığ bu kasımda sadece ev sahipliği yapmış olmayacak; Türkiye'nin iklim diplomasisine bilimsel bir omurga kazandırmış olacak. Dünya Antalya'da müzakere ederken Elazığ'da veri üretiliyor olacak bu küçük ama anlamlı prova, takip edilmeyi hak ediyor.