İş Sağlığı ve Güvenliği denildiğinde çoğu zaman akla yalnızca işyerleri ve çalışanlar gelir. Oysa modern İSG yaklaşımı, riskin yalnızca çalışanı değil; çevreyi, yerleşim alanlarını ve toplumun tamamını etkileyebileceğini kabul eder. Elâzığ çimento fabrikasının şehir merkezinde yer alması da tam olarak bu noktada değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir iş güvenliği konusudur.
Çimento üretimi, yüksek toz oluşumu, kimyasal emisyonlar, gürültü, titreşim ve yoğun ağır araç trafiği gibi çoklu risk faktörlerini bünyesinde barındırır. Bu riskler fabrika sınırları içinde çalışanlar için olduğu kadar, fabrika çevresinde yaşayan insanlar için de maruziyet anlamına gelmektedir. Özellikle çimento üretimi sırasında açığa çıkan solunabilir partiküller (PM₁₀ ve PM₂.₅), İSG literatüründe uzun süreli maruziyet durumunda ciddi meslek hastalıklarıyla ilişkilendirilmektedir. Aynı risk, şehir merkezinde yaşayan bireyler için de geçerlidir.
Kent merkezinde konumlanan sanayi tesislerinde, “kontrollü alan” ile “yaşam alanı” arasındaki sınırlar fiilen ortadan kalkar. Okullar, konutlar, parklar ve işyerleri; potansiyel risk kaynaklarıyla iç içe geçer. Bu durum, özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik solunum yolu hastalığı olan bireyler ve hamileler açısından hassas risk grupları oluşturur. İSG açısından bakıldığında bu, kabul edilebilir bir maruziyet durumu değildir.
Bir diğer önemli konu gürültü ve titreşim maruziyetidir. Sürekli çalışan tesislerden kaynaklanan gürültü, yalnızca rahatsızlık değil; uzun vadede stres, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı ve kardiyovasküler etkilerle ilişkilendirilen bir iş güvenliği problemidir. Özellikle gece saatlerinde devam eden faaliyetler, çevrede yaşayanlar için “çalışma ortamı dışı” ama “iş kaynaklı” bir risk yaratmaktadır.
Ağır tonajlı araçların şehir içi trafiğinde sürekli dolaşması ise ayrı bir iş güvenliği boyutudur. Bu durum hem sürücüler hem yayalar için kaza riskini artırırken; aynı zamanda yol güvenliği, ergonomi ve psikososyal riskler açısından da değerlendirilmelidir. İş kazalarının önemli bir kısmının insan–makine–çevre etkileşiminden kaynaklandığı düşünüldüğünde, şehir merkezindeki bu yoğunluk göz ardı edilemez.
Burada vurgulanması gereken temel nokta şudur: Bu değerlendirme, üretime veya sanayiye karşı bir yaklaşım değildir. Aksine, önleyici iş güvenliği kültürünün bir gereğidir. Güncel İSG anlayışı, riskin kaynağında kontrol edilmesini, mümkün değilse riskli faaliyetin uygun alanlara taşınmasını önerir. Yerleşim alanları içinde kalan yüksek riskli tesisler, bu yaklaşım açısından yeniden ele alınmalıdır. Sürekli emisyon ölçümleri, gürültü haritaları, çevresel maruziyet analizleri ve bağımsız risk değerlendirmeleri; yalnızca yasal bir zorunluluk değil, iş güvenliğinin temel araçlarıdır. Bu verilerin düzenli izlenmesi ve sonuçlarının şeffaf şekilde değerlendirilmesi hem çalışanların hem de kent halkının korunması açısından kritik önemdedir.
İş Sağlığı ve Güvenliği, sadece baret takmakla ya da işyeri kapısından içeri girildiğinde başlayan bir süreç değildir. Bir tesisin nerede olduğu, kime ne kadar yakın olduğu ve hangi riskleri kimlere yaydığı, İSG’nin en temel sorularındandır. Elazığ’da şehir merkezinde yer alan çimento fabrikası da bu sorular çerçevesinde, bilimsel ve teknik bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmelidir.
Çünkü güvenli bir çalışma ortamı kadar, güvenli bir yaşam çevresi de herkesin hakkıdır.